Ağır Bir Parfüm Reveransı

Kendine öz, garip fakat huzur veren güzelliği ve yavaş, sakin bir müziğe benzeyen yumuşak, tatlı sesiyle insanı coşturan, büyüleyen, sürükleyici ve akıcı sözleriyle nasıl olmuştu da ben fark edemeden yavaş yavaş ta derinlere sızmayı başarmıştı?
Uzun süredir olduğu gibi odamdaydım. Müziğin farkına varıyorum; o kadar tanıdık ki… Sanki uzun süredir dinliyordum da yeni fark etmişim gibi. Beni davet ediyor olabilir mi? Yoksa odama, içime mi sızıyor? Sadece yayılmakla mı yetiniyor?
Sımsıkı kapatmış olduğum kapının kilitlerini yavaşça, hiç acele etmeksizin açtım. Yine hiç acele etmeksizin merdivenlerden geniş salona indim; insanların her bir köşesini doldurduğu, kendi düşüncelerimi bile duymamı engelleyecek kadar gürültülü bir salona… Yine de müziği işitebiliyorum; o kadar ince, o kadar narin ki… İnsanlar arasında dolaşmaya başlayalı ne kadar olduğunu hatırlamıyorum ya, yine de müziğin nereden geldiğini bulamadım. Sonunda gerisin geri odama çıkmayı geçirdim aklımdan. Bunun için merdivenleri birer birer çıkarken, müziğin belki de tavan arasından bana ulaşmış olabileceğini düşündüm. Bu olabilir miydi?
İşte tavan arasındayım. Tüm eşyalar, her biri paramparça edilmiş, dört bir yana saçılmışlar. Kalp atışlarım hızlanıyor, koşturmaya başlıyorum aralarında. Hiçbiri, hiçbirini tanıyamıyorum artık! Hatırlamaya çalışıyorum ama müzik o kadar güçlü ki! Sendeleyip yere düştüm; hafif bir düşüş. Bir müddet emekledim. Parçaları ellerime alıyorum ve gözlerimi kapatıyorum. Düşün! Düşün! Düşün! Evet, hatırlayabilirsin! Hayır, olmuyor… Olmuyor işte! Bunu hatırlayabilecek miyim peki? Peki ya şunu? Nasıl? Nasıl olabilir böyle bir şey? Pencere açık… Birçoğu paramparça edilmekle kalmamış, bir de karanlığa fırlatılmışlar. Onları, onları bulabilecek miyim karanlıkta? Önce buradakileri bir araya getirmeliyim. Peki, ama nasıl? Nasıl olabilir böyle bir şey? İşte orada, orada oturmuş ve gülümsüyor bana, usulcacık bir gece gülümsemesiyle. Dudağında bir ıslık… Beni buraya getiren, tüm bunları yapan bir ıslık mıydı sadece? Sırtını duvara yaslamış, yüzünde usulcacık bir gece gülümsemesiyle bana bakıyor. Usulcacık… Hayır, olamaz! Geri dönüp, tekrardan koşturmaya başlıyorum. Evet, bir araya getirebilirim hepsini. Belki biraz uğraşmam gerekecek ama yapabilirim. Ben! Ben yapabilirim bunu… Olmuyor, yapamıyorum… Geri dönüyorum yanına. Bağırmak istiyorum ama yüzünde usulcacık… Artık ıslık çalmıyor, gerek yok zaten; müzik burada, içimde… Gidip kendimi yere bırakıp, yanına oturuyorum. Açılıp saçılmış, paramparça edilmiş tavan arama bakıyorum. Bu yaptığının çok kötü olduğunu söylüyorum. Söylemiyorum da fısıldıyorum kendi kendime. Bana neler yaptın böyle? Sadece tavan aramda değil, odamdaki her bir eşyanın da paramparça edildiğini, pencereden fırlatıldığını biliyorum. O kadar kısa sürede olmuştu ki tüm bunlar. Hissetmiştim oysaki… Hissetmiş de fark etmemezlikten gelmiştim. Nasıl yapabilmiştin? Bir ıslık ve gülümsemeyle mi? Sadece dudaklarınla mı? Dudaklarınla… Sadece…
Keşke hiç gitmesen, hep böyle kalsan yanımda, hep, hiç gitmeden, keşke, hep kalıversen burada, olabildiğince narin, olabildiğince kırılgan…
Hayal dahi edilemeyecek kadar yavaş hareketlerle kalktı, gülümsemesini son kez gösterip, ıslığını bırakarak gitti. Ve kalan boşluk, hiç toz tutmayacak gibiydi. Aşağıdan beni davet eden sesler geliyordu. Biliyordum, burada daha fazla kalamam, oysa ne çok isterdim hep burada kalabilmeyi ama aşağıdaki seslere kulağımı uzun süre tıkayamam.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Posts

Bir Şehrin Meczupları

Mezarlarından kalkmış ruhlar gibi şehrin sokaklarında dolaşıyorlar. Sırtlarında ayna taşları, kurnaları, hâlâ duruyorsa kitabeleri, tuğraları, lüleleri. Kimi büsbütün…