Berat Demirci
Yeşilçam Günlüğü tefrika halinde yayınlandığında okumuştum, satırların arkasında daha derin ve söylenmeyen olduğunu fark ettim kendimce. Oturup bir şeyler yazayım dedim, yazabilirdim ama her konuda fikir yürüten bir entelektüel filan değilim. Ayşe Şasa ismini hafızamda tuttum ama… Eski ahşap evimizde (varislerin gayretiyle yıkıldı) sol yanım kitap dolu otururken telefon çaldı. “Ben Ayşe Şasa, jet gibi üzerimizden geçtin!” dedi. Ben böyle heyecan da görmemiştim, sonradan görme yazar çizer arasında böyle samimi ve sevgi dolu iltifatlar da… Daha sonra “Abla” mabeynine yerleştirdiğim ve hane halkından tefrik etmediğim Ayşe Şasa ile on yedi yıllık dostluğumuz böyle başladı. Dergâh dergisinde yayınlanan bir yazıma gösterdiği teveccühle başlayan bu dostlukta, müşterek değerlerle beslenen ve kuvvetlenen bir samimiyet vardır. Yeşilçam Günlüğü hakkında değil ama Delilik Ülkesinden Notlar ve Şebek Romanı hakkında halisane iki yazı yazmıştım. Delilik Ülkesinden Notlar tamam ama Şebek Romanı hepten ıskalandı. Edebiyat âlemi şirketleşince sonuç böyle oluyor. Bir Ruh Macerası’nın ise bütün satırlarında gezinen biri olarak, uzun ömürlü bir etki uyandıracağına inanmıştım; öyle de oluyor. Ayşe Şasa, kitabın içinde yer almayan, yer almış olsaydı kitabı popüler bir ürün haline getirebilecek ayrıntılara kıyarken ses çıkarmadım ama bir yanım acaba olsalar mıydı diyordu. Şimdi ne kadar doğru bir iş yaptığını anlıyor ve ferasetinden dolayı takdir ediyorum. Bir akşam telefon etmediğinde, hanım ve çocuklar “Ayşe abla/teyze bugün aramadı!” diye beni ikaz ederler ve telefonu çeviririm. O 28 Şubat’ın kasavetli, gamlı günlerinde neredeyse ondan başka beni arayan kimsem yoktu. Uzun uzun dertleşiyor dualaşıyorduk… Çok değil yahu, bir avuç adamız! Onun nasıl sıkıntılar çektiğini, ne zorluklarla mücadele ettiğini de yakinen bilenlerdenim. Bilmem belki benim ahbaplığım da ona iyi gelmiş olabilir. Böyle böyle vademizi dolduruyoruz işte, kendisine sağlıklı, bereketli bir ömür diliyorum…
Kemal Sayar
Ayşe Şasa varlığıyla bu dünyayı ışıklandıran insanlardan biridir benim için. Onun telefonun ucundaki sesi size her zaman bir heyecan, bir coşku verir. Onun dünyasında varlık zaten ışıklarını yakmıştır, size ulaşan sesi “hadi ne duruyorsun” der, “sen de katıl şehrayine”. Dünyada güzellik adına ne varsa, ne varsa bu ülkede gönle huzur veren, Ayşe Şasa için dokunma mesafesindedir. Onunla heyecan duyar ve o elektriği size geçirir. Onun telefondaki sesi yılgınlara, dertlilere, yenilmişlere şifa hükmündedir. Yıllar evvel yazmıştım, “Telefonda Ayşe Şasa varsa, bir rüzgâr çoktan çiçek tozlarını üzerinize serpip gitmiştir”. Daima rikkat ve daima dikkat üzerine olmaklığın bahar tazeliğidir bu. Bir sebebe dayanarak yaşamanın. Ayşe Hanım benim için aziz bir dost, cömert ve billur bir irfan kaynağıdır. Kurumuş, kuruyayazan yüreklere su taşıyan bir modern zaman sakası. Bizi hayret makamına çağıran ve bunu yukarıdan bir sesle değil, dostluğun ipek kanadıyla ruhumuza değerek yapan bir dikkat ustası. Telefonun ucunda o varsa, dostluk için, aşk için, hakikat için bizden ümit kesilmemiş demektir. Dostun olduğu yerde hakikatin kapısı kapanmaz. Ne de olsa, kalplerin sahibi olan Allah, kapıları açandır.
Âkif Emre
Ayşe Şasa, delilik ülkesi dediği modern aklın sınırlarını aşmanın, gemisini yalçın kayalara çarparak batma noktasına geldikten sonra başka bir aklın varlığını keşfedişin serüvenini yazmış. Maddi aklın dibe vurduğu anda gemisini sahile getirecek olan şey; modern aklın görmediği, kavrayamadığı dahası yok saydığı inancın, irfanın kılavuzluğudur. Ayşe Şasa’nın modern dünyanın tek düzlemde ele aldığı, tek boyuta indirgediği insan tekine karşı bir tür kurtuluşa götüren modern dünyanın dışladığı, modern aklın anlamakta zorluk çektiği aşkın boyutu dile getiriyor.
Ayşe Şasa’nın bireysel deneyimi, modern aklın esiri olan insan tekinin kurtuluşunu bir tür delilikten, başka bir deyişle divaneliği göze almaktan geçtiğini söyleyenleri haklı çıkarıyor. Ayşe Şasa’nın seyir defteri aslında 68 kuşağının bir başka öyküsüdür. Hakikat sandığı idealler uğruna gemisini kayalıklara sürme cesaretini göstermiş bir neslin farklı bir hikâyesi bu. Ne moderniteyi kavrayabilmiş ne de gelenekle sağlıklı iletişim kurabilmiş nesilleri üreten çağdaşlaşma projesinin tükendiği noktaya işaret ediyor; kendi bireysel deneyimi ışığında.
Hüseyin Akın
Mülkiyetin ağır baskısını hissedebilmek bir insanın gerçekleştirebileceği en büyük ruhsal seviyedir. Bana göre Ayşe Şasa öncelikle bu irtifanın adıdır. Batı hayranı bir aile, Hıristiyan kültürüyle yoğrulmuş mürebbiyeler rejimi, alaturkaya karşı konuşlanmış alafranga hayat, kökü dışarıda okullar vs. teoriyle pratiğin, kafa ile kalbin, hakikatle mutluluğun arasına girerek âdeta orada yuva yapmışlar. Bu kımıltısız mutsuzluk halini harekete geçiren en önemli dinamik, aklın doğal sınırlarına çekilmesi olduğu kadar yine aklın irtifa ettiği noktaya doğru uzatılan sağlam iptir. Bu ip sayesindedir ki Şasa tekrar hilkat ve fıtratıyla irtibat kurabilmiş bu ipe tutunarak ruhsal derinliklerine sağlıklı bir inişi gerçekleştirebilmiştir. Bu ip yıllar önce çocukluk yıllarında (7 yaşlarında) anneannesinin namaz kılmayı öğretmek için ona önce abdest aldırıp sonra Sahra-ı Cedit Camii’ne götürmesinden hâsıl olan kuvvettir.
Suavi Kemal Yazgıç
Ayşe Şasa sahici olanın peşindedir. Bir sinema zanaatkârı olarak sahici olanın peşinde verdiği mesai onun dünyada sahici olana yönelmesini sağlamıştır. Sinema onun için Mecnun için Leyla ne ise odur. Sahicilik tutkusu Leyla’yı geçip mevlaya yönelmesine vesile olmuştur. Bir insanın nasibi varsa mesleğinin sülukuna da vesile olabileceğinin en açık delilidir onun hayatı. Ayşe Şasa’nın Bir Ruh Macerası’ndan alınabilecek çok ibret olduğunu düşünüyorum. Onun Şebek Romanı adlı kitabının ise yaşadığımız çağa ayna tutan çok özel bir eser olduğunu ama henüz yeterince okunmadığını ifade etmek isterim.
Hakkı Özdemir
Henüz lise çağında, Yeşilçam Günlüğü’nün Dergâh’taki tefrikasını okumaya çalışırken ismini öğrendiğim Ayşe Şasa’nın sesini seneler sonra telefonda duyduğumda, ilk aklıma gelen bir muzip arkadaşın benimle eğleniyor oluşuydu. Ahizenin ucundaki ses ismini tekrarladığında bunun şaka olmadığını anladım.
O ses, Bir Ruh Macerası’nda dervişlerin “Zaman içinde zaman vardır” deyişlerini nakleder. İşte bunun gibi kendisi de şahsı nezdinde birçok insanı mündemiçtir. Kemal Tahir’den Rauf Orbay’a kadar yakın tarihimizde derin iz bırakmış pek çok sima Ayşe Şasa’da konuşmaya devam eder ve onların konuşması, o meşhur telefon rabıtasına benzer şekilde bizi hiçbir vakit tanıma imkânımız olamayacak kişilere ulaştıran bir köprü vazifesi görür. Daima çok kıymetli bir gerçeklik karşısında olduğumuzu hatırda tutarız. Tecrübesi, ruh macerası, tüm yazdıkları ve anlattıklarıyla “Ballar balını buldum, kovanım yağma olsun” diyen bir dervişin aynasından yansıyanlara dalar gideriz.
Güzide Ertürk
Ayşe Şasa Hanımefendi, uzun ve beyaz bir orkideyi andırıyor. Zarif, huzurlu ve mütevekkil. Yapraklarını kimse koparamaz, çünkü onun kökleri, nereye bağlanacağını biliyor. O, bir taş olmayı reddetti. Kalbi sertleşeceğine yumuşadıkça yumuşadı ve güzelleşti. Zarif yaprakları dökülmeden, solmadan durabildi. Boyu uzadıkça uzadı. Rabbinin huzurunda eğilmeyi de başardı. Ayşe Hanımefendi’nin sesini duydukça, yazdıklarını okudukça güçlü olmak ne demekmiş öğrendim. Telefonu her açışımda orkidenin yaprakları etrafıma yayılıp bana huzur verdi. Bir kul hayata nasıl sımsıkı tutunurmuş, insanlara nasıl destek olurmuş ondan öğrendim. Öğrendim ve sarsıldım
.Sümeyye Karadoru
“İçinizde bir kaos olmadan, bir yıldız doğuramazsınız.” Bu söz tam da Ayşe Şasa için söylenmiş olmalı. Bir hayat ancak böylesine kapılar aralayıcı olabilir. Bazen ülkenizde ve dünyada olup bitenleri anlamlandırmakta güçlük çekersiniz. İnsana ne oluyor böyle, dersiniz. Ayşe Hanım böyle bir anda girdi hayatıma ve o müthiş iklimine çekiverdi derinden.. Onun hikâyesi edebiyattan sinemaya, psikolojiden modernizme, tasavvuftan sosyolojiye her biri ayrı birer tez konusu olabilecek çok değerli meselelerin altını çiziyor. Bilhassa günümüzün arada kalmış, kafası karışık, sorgulayan gençliği için tereddütsüz başvurulacak bir medrese niteliğinde Şasa. Hayır, “medrese” abartı olmadı burada… Kitaplarını okuduğunuzda niçin’ini anlayacaksınız zira.
Abdurrahman Bade
Ayşe Şasa’yı ziyaret etmiş, evinin havasından solumuş kimselerin, onunla duygusal bir bağ kuramaması imkânsız. Kendi köşesinde tek tük sorular sorup, sizi düşündüren kendi dünyasına çeken, arayışı olmayanlar için hissettirmeden “arayış” çağrısı yapan biri o… Beyazıd-ı Bistami hazretlerinin “hakikati arayan bulamaz, bulanlar ancak arayanlardır” deyişinin yaşanılmış şeklini Ayşe Şasa’nın yaşamından çıkarıyorsunuz. Hayatına giren, bir şekilde onunla iletişim kurabilmiş insanlar Ayşe Şasa’nın gözlerinde kendi öykülerini de görüyorlar. Çünkü onun insanlarla kurduğu iletişim tek taraflı değil…
Metin Erol
Dünya üzerinde insanların bedensel sergüzeştleri mütemadiyen yol alıyor. Özellikle modern denilen zaman diliminde bu daha da hızlandı. Böyle bir atmosferde ruh sergüzeştinin insanda nasıl bir yer tuttuğunu Ayşe Şasa’nın Bir Ruh Macerası kitabıyla kavrayabildim ben. Ayşe Şasa’yı bu kitapla tanıdım. Meftun bir inanç, elzem bir umut… Yaşadıkları yaşamışlığının sırrı olmuş bir insan… Dünya halinin insana vermiş olduğu zorluklardan birinin altında kaldığım bir anda beni aradığını hatırlıyorum. Vaziyetimi kendisine arz ettikten sonra şöyle söyledi: “Evladım ışık bazen azalır, bazen de çoğalır ama hiç sönmez…” İnsan o hiç sönmeyen ışığa yakınlığı ve uzaklığı mesafesinde kendine hayatta yeni kulvarlar açıp dünyanın bu yükünü sırtlayabiliyor. Ayşe Şasa o ışığa yakın olduğu kadar, o ışıktan uzak düşenleri de oraya yakınlaştıran bir insan.
Related Posts
Hakikate Talip Bir Yolcuya Dönüşmek
Karabatak Dergisi olarak bu sayımızda Prof. Dr. Şahin Uçar ile röportaj yaptık. Sorularımızı yazılı gönderdik, cevapları yazılı aldık.…
Tom Amca Mürekkebi
Mürekkeple kağıdı buluşturamadığım, ödevler harici mürekkebin adını dahi anmadığım lise yıllarımda lakabım Zenci’ydi. Bir arkadaşımdan aldığım Eminem kaseti…
Allah, Çay ve Çıldırmış İnsanlar
Gölgem kaldırım taşlarının üstünde… Yanımdan geçip giden telaşlı, tedirgin, aceleci, öfkeli, fakat bir parça da neşeli ve mutlu…
Oyun-Cak!..
Kumdan kaleler yapmak gibidir bazen, oyun… Muhkem bir inşaatın temellerini atıyor gibisindir. Kalıplara kumu doldurur, bir güzel baskılar…