bu bahçeye girince yaşlanıyor insan
erguvanı morartan rüzgârı beyaz atın
ağaç kabuklarında kaynayan karıncalar
mermere kazılan harften sıçrayan yağmur
yüzleşiyor arkasından konuşan sonbaharla
bu bahçeye girince eteğimden bir peri
sürüklüyor mahşere dilsizliğin tahtını
dağlanan susuzluktan gövdemi nehre gömüp
çelenkler taktığını nilüferden başıma
ilan ediyor yeri bilinmeyen sandıktan
bu bahçeye girince güller yerin dibinde
kızarıyor örsünde can çekişen nalları
nerede birkaç adım birkaç adam seğirtse
yüklerinin altında çürüyen omuzları
gözlerinden anlarım kaçmak isterler ordan
yaşlanıyor insan bu bahçeye girince
geri dönmek güneşe kar tutmadan gökyüzü
erguvan lekeleri düşmeden başaklara
örüyor beyaz kollar lahitlerden fışkırıp
uzayan saçlarımı
Related Posts
BİR NAATIN KIYISINDA
acemi şairim gökdelenin elli ikinci katında göğe bakmak zor gelirbedevi değilim güneşi sırtlanamam bana farzlar da çok gelirdudaklarım…
TOPAL
bu sabah olmak istediğim kadın uyandırdı benisesi cetvelle çizilmiş“neden gelmedin” dedi bana“hâlâ geliyorum, topallar gecikir” dedim bu sabah…
SAAT SATAN ZENCİLER
bilek güreşi yaparken ağaçlar çatırdıyor ormansiyah kıvılcımlar sıçrıyor kaldırımlara bilekler tutuşuyorsaatsiz bilekler çatırdıyor düşecek üstümüzekalın dudakları zamana sarkan…
UÇSUZ
bir şeyler var ortalıkta hiç durmadanboş odalarda gezinir gibi dağınıkhem de camlara konan albatroslar gibiyani bir dutun çürümesi…