BALZAC’IN YANSIMASI: FRENHOFER İLE MEÇHUL ŞAHESER

Dört yaşına kadar yetimhanede kalan; hayatı borç, yoksulluk ve sefalet içinde geçen Balzac, bu çilekeş ömrüne yaklaşık iki yüz eseri sığdırma gayretini gösterebilmiştir. Hayatını durup dinlenmeden sadece yazarak sürdüren Balzac’ın eserlerinin önemi hakkıyla kavranamamış, o da birçok nadide sanatçı gibi layık olduğu değeri yaşarken görememiştir. Ölümünden bir süre sonra, dönemin önemli sanatçıları tarafından fark edilip 20. yüzyılda tartışmalara yol açan eserlerinden biri de Meçhul Şaheser’dir. Eser ilk olarak 1831 yılında Fransa’da L’Artiste isimli bir dergide Üstad Frenhofer (Maitre Frenhofer) ismiyle neşredilir. Aynı yıl içerisinde Catherine Lescault: Fantastik Bir Hikâye (Catherine Lescault, Conte Fantastique) ismiyle tekrar okuyucusuyla buluşur. Pek çok ünlü yazar ve özellikle de ressam üzerinde büyük etki yaratan bu eser son olarak 1837’de Balzac’ın İnsanlık Komedyası (La Comedie Humaine) isimli eserinde yerini almıştır.
Kitabın yazıldığı dönemde pek de farkında olunmayan, ilk kez bu eserde kendini belli eden bir unsur da Balzac’ın başarıyla kullandığı soyut sanat üslubudur. Soyut sanat, Meçhul Şaheser ile birlikte 19. ve 20. yüzyılın tamamında birçok sanatkâra ilham kaynağı olduğu gibi, sanatta devrimlere yol açarak yenilenme tartışmalarının da başlatıcısı olarak görülür. Eseri hazırlarken yardımlarını aldığı o dönemin büyük üstatlarından ünlü ressam Boulenger bile soyut sanatın varlığından habersizdir. Bu yönüyle Meçhul Şaheser, soyut sanat tarzını benimseyen birçok ünlü ressam için kaynak niteliğine dönüşmüştür.
Eserde adı geçen Frenhofer dışındaki tüm ressamlar (17. yüzyıl Paris’inde genç ressam Nicolas Poussin, IV. Henrich ressamı olarak ün salmış Porbus) Rönesans dönemi sonrası adını duyurmuş ressamlardır. Frenhofer ise tamamen kurgusal bir karakterdir. Frenhofer tipinden derinden etkilenip, kendisini onunla özdeşleştiren iki büyük isim görürüz: Paul Cezanne ve Pablo Picasso. Dünyaca ünlü Fransız ressam Paul Cezanne, eserde üzerinde durulan soyut sanat tarzını benimsemiş, kendini Frenhofer ile özdeşleştirip en ünlü tablolarını bu tarzda vermiştir. Pablo Picasso, bu konuda daha ileri gitmiş, romanda olayın geçtiği evi bularak oraya yerleşmiş, kendisi için bir atölye kurmuştur. İkinci Dünya Savaşı boyunca atölyeden hiç çıkmayan Picasso, yirmi yılı aşkın bir süre burada yaşamış, ünlü tablolarından biri olan Guernica’yı bu atölyede tamamlamıştır. Ayrıca geride Frenhofer’i simgeleyen on altı da desen bırakmıştır.
Meçhul Şaheser, ünlü ressamların yanı sıra birçok ünlü yazarı da etkilemiştir. Bu yazarlar arasında Michel Leiris, Hubert Damisch, Michel Serres, Georges Didi-Huberman gibi isimler zikredilebilir. Bu etkilenmenin nedenlerinin başında, konu itibariyle resim sanatı özelinde dile geliyor olsa da; Balzac’ın, sanat eserinin oluşum sürecinde sanatçının maruz kaldığı halleri en çarpıcı biçimde ve aynı zamanda cesurca gözler örüne seriyor olmasıdır. Sanat eserinin yaratım sürecinde yaşadıklarının böyle aşikâr bir üslupla Balzac tarafından dile getirilmiş olması; pek çok yazar için hayretle karşılanacak bir durumdur. Bu eserle Balzac’ın, sanatçı için bir boy aynası görevini üstlendiği de pekâlâ düşünülebilir.
Meçhul Şaheser ‘e yeni tercüme
Meçhul Şaheser, dilimize üç kez çevrildi. İlk çevirinin üzerinden yarım asırdan fazla geçti. İlk olarak Tercüme Dergisi’nde Nahit Sırrı Örik tercümesiyle MEB Yayınları tarafından Bilinmeyen Şaheser adıyla yayımlanan eser daha sonra Bilinmeyen Başyapıt, Gizli Başyapıt gibi isimlerle değerli tercümanlar tarafından dilimize kazandırılmıştır. Ferid Edgü, Enis Batur gibi isimler, esere yönelik görüşler ortaya koymuşlardır. Bununla beraber kuşkusuz daha niceleri bu eser üzerine çalışmalar yapacak, sanatın “ontolojisi”ne dair benzer ilgileri kendi çalışmalarına yansıtacaklardır.
Eser son olarak Strazburg’da eğitimine devam eden mütercim Murat Yiğit tarafından çevrilip, Şûle Yayınları Merdiven Kitapları dizisinden yayımlandı. Okurları karşısına bu kez Meçhul Şaheser ismiyle çıkan roman, üzerinde uzun uğraşların, emeklerin ve daha birçok yazar ve şairin destekleriyle ortaya çıkmış, diğer çevirilerle boy ölçüşebilecek kadar nitelikli bir çalışmanın ürünü.
Kitabın genel temasına gelirsek: Balzac, 17. yüzyıl Paris’inde yaşamış genç ressam Nicolas Poussin ile IV. Heinrich ressamı olan Porbus’un karşısına kurmaca bir karakter olan, on yıldır Catherine Lescault isimli bir kadın portresi üzerinde çalışan ihtiyar ressam Frenhofer’i çıkarır. İlk tanışmada Frenhofer, Poussin’deki yeteneği görür. Poussin de yaşlı ve bilgin bir kişi olan Frenhofer’in on yıldır üzerinde çalıştığı tabloyu bir kez olsun görebilmek için sevgilisi Gilette’yi Frenhofer’e model olarak sunmaya karar verir. Gilette’in bu tekliften çıkarımı ise sevgilisi Poussin’in kendisini artık eskisi kadar sevmediğidir. Fakat sevgilisinin bu tabloyu görmesinin sanat hayatında bir dönüm noktası olduğunu bilen Gilette, teklife razı gelir.
Sonuç olarak Frenhofer, “Catherine Lescault” diye adlandırıp “ayartıcı güzellik” olarak nitelendirdiği tablosunun örtüsünü kaldırır. Porbus ve Poussin’in tabloda gördükleri ve sonrası Balzac’ın kaleminin gücünü bir kez daha gözler önüne serer.
Elli sayfalık, küçük hacimli bu roman, kanaatimce üzerinde ince düşünülerek okunması gereken bir eser. Editörün, kitabın takdim yazısındaki umuduna katılmamaksa mümkün değil: “Umuyoruz ki okuyucu, bizleri türlü vesilelerle bir araya getirerek bu eseri oluşturan hikmetin vesilesiyle bu değerli eserden nasibini layıkıyla alsın…”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir