Türk edebiyatı ve özellikle İkinci Yeni denince akla gelen ilk isimlerden, belki de akla gelen ilk isim, Cemal Süreya.
Cemal Süreya’nın gelenekselliği ve onun şiirindeki geleneksel öğeler bu zamana kadar çeşitli açılardan ele alınarak birçok kez gündeme gelmiştir.
Biz de yazımızda, Cemal Süreya’nın gelenekselliğinin temel taşlarından olan redif ve kafiyeyi, yine şairin gelenekselliğine bağlı olarak ele alacağız.
Evet, Cemal Süreya özellikle kafiyeyi, bazı şiirlerinde düzenli olarak kullanırken; bazılarında ise bu kafiyeyi düzensiz olarak dizelerine serpiştirmiştir. Redif konusunda da aynılarını söyleyebileceğimiz gibi bu konuda onun daha net bir tavrı vardır ve redifi daha düzenli olarak kullanmıştır. Bu kullanım, ekler halinde veya sözcük gruplarıyla karşımıza çıkar şiirlerinde.
Cemal Süreya’nın redif ve kafiye ile ilgili bahsettiğimiz tutumlarına geçmeden önce, onun şiirinde önemli bir yeri olan “gelenek” konusundan bahsedelim. Cemal Süreya’nın gelenekselliğine değinirsek ve bunu gerçekten kavrayabilirsek şayet, onun kafiye ve redife nasıl baktığını daha iyi anlayabileceğimiz sanıyorum.
Gelenekselliği
Cemal Süreya, geleneği, “dipteki zengin tortu”, “büyük birikim” (Akkanat, 2002, 129) gibi sözlerle tarif eder. Gelenek bağı ona göre her sanat eserinde bulunur ve bu vazgeçilmez bir değerdir.
Gerçekten de Cemal Süreya gelenekten en güzel şekilde yararlanan şairlerdendir. Bu İkinci Yeni şairleri arasında da böyleyken; bütün bir Cumhuriyet dönemine baktığımız zaman da Cemal Süreya’nın gelenekten en güzel şekilde yararlanan şairlerden olduğunu görmekteyiz. Gelenek deyince akla gelen Halk ve Divan edebiyatı kaynaklarından ustaca yararlanır ve “gelenekten yenilik yaratırken şiirin konu ve biçim alanlarını zenginleştirir.” (T.B.E.A, 2001, 221) Cemal Süreya, Halk ve Divan edebiyatlarını birbirlerinden ayırmaz ve ”Şu şiir, bu şiir diye ayırmayalım…” der.
Cemal Süreya’ya göre, “Görkemli bir gramerdir Divan şiiri; gazel, kaside. Bir minyatür sanatıdır. Bir dokuma sanatı.” (Güvercin Curnatası, 2008, 61)
Gelenekten yararlanırken Batı edebiyatını da göz ardı etmez ve bu iki kutbu birbirleri içerisinde ustaca eritmeyi bilir. Ahmet Oktay ile yaptığı bir röportajda: “Ben Batı edebiyatı değeriyle de beslendim, Doğu edebiyatı değerleriyle de. Şiirim, sanıyorum bu iki edebiyatın değerlerinin uzlaşması, bütünlemesi değil, bende çelişkiye uğramasıdır” diye açıklar Doğu ve Batı edebiyatıyla olan ilgisini.
Folklor Şiire Düşman
Cemal Süreya’nın belki de başını en çok ağrıtan yazısıdır, “Folklor Şiire Düşman”. Muhakkak ki bu yazı, bütün bir Türk edebiyatının, en yanlış anlaşılan yazılarındandır.
“Çağdaş şiir geldi kelimeye dayandı” cümlesiyle yazıya başlayan Cemal Süreya “Çağdaş şairler kelimeleri bile sarsıyorlar, yerlerinden, anlamlarından uğratıyorlar. Bu böyleyken bizde hâlâ folklora, halk deyimlerine şiirinde fazlasıyle yer veren şairlerin kısır bir yolda oldukları sanısındayım” diyor. Ona göre “Halk deyiminin içindeki kelimeler o deyimdeki anlam dizisinde kaynaşmışlardır”, ”tek yönlüdürler”, “donmuşlardır.” (H.Doğan, 2008, 195)
Bu sözler edebiyat ortamlarında neden’i, niçin’i, nasıl’ı araştırılmadan, sorulmadan Cemal Süreya’nın folklor düşmanı ilan edilmesine yetmiştir. Hâlbuki şair bu yazısında folklorun kötü kullanılmasından bahsederken, kalıplaşmış folklor deyimleriyle çağdaş şiire ulaşılamayacağını, söz konusu kelimelerin yerlerinden kıpırdamaz bir halde olduklarını belirtmeye çalışmıştır.
Şair bu yazısında “kişilik” sorununa da değinmiştir. Ve bunu folklordan kaçınmak için bir neden olarak görmüştür. “Folklordan kaçınmaya önemli bir sebep daha var: kişilik. Bakın dikkat ederseniz şiirde kişiliğe bugün eskisinden daha çok önem veriyoruz (…) kişiliğin tadı şiir dünyasını bir tuttu ki bugün, bir şiiri bir şair yazarsa güzel oluyor da aynı şiiri bir başkası yazsa güzel olmuyor (…) folklordaysa anonim kalıplar var. Bu kalıplar kişilik kazanmaya hiç uygun değil.” Cemal Süreya kalıplaşmış ve anonim olan bu öğeleri kullanmayı kişiliksizliğin bir nedeni olarak görüyor ve folklorun şairi kişiliksiz kılacağını söylüyor bu kalıplarla. Çünkü bu kalıplar herkes tarafından kullanılan -herkes tarafından aynı kullanılan- ve donmuş tek yönlüdürler. “Mesela Fazıl Hüsnü Dağlarca kişilik sahibi bir şairdir. ‘Kızılırmak Kıyıları’nı kendi havasından kendi kişiliğinden geçirerek yazmıştır.” (H.Doğan, 2008, 196)
Görüldüğü üzere Cemal Süreya’nın “Folklor Şiire Düşman” yazısındaki tek derdi, hayatının her anında, her zaman en çok değer verdiği biricik şiirinin, folklorun yanlış uygulamaları sonucunda değerini kaybetmesidir. Yoksa Cemal Süreya “Halk kaynakları şiiri besleyecektir. Ama onda eriyerek, özümlenerek, yakıt halinde” sözleriyle geleneğin ve halk kültürünün gereğini belirmiştir. Hilmi Yavuz onu, “Apollinaire okumuş bir Yunus Emre şiiri” (Celâl, 2006, 76) diye tanımlarken; Ebubekir Eroğlu “Modern öncesi değerlerimizin yeni bir şiir dilinde ifadesini mümkün kılan bir ortamın oluşmasına yol açmıştır.” (Celâl, 2006, 66) der onun için. “Bir ayağı Batı’da bir ayağı Doğu’da olan bir şair” (Celâl, 2006, 76) sözleri Metin Celâl’e; “Türk şiiri geleneğinden ve modern Avrupa şiirlerinden çıkan toplardamarları buluşturdu” (Özkırımlı, 2004, 274) sözleriyse Enis Batur’a aittir.
Asıl Mesele
Tüm bunlardan sonra Cemal Süreya’nın folklora, geleneğe düşman olmadığını, aksine bunlara büyük saygı beslediğini söyleyebiliriz.
Cemal Süreya “İkinci Yeniler arasında belki en tanınmış olan sanatçıdır. Bu rağbetin sebebi onun sıcak halk diline yer vermesinde…” (Kabaklı, 2006, 547)
Yukarıda Cemal Süreya’nın gelenek hakkındaki bazı düşüncelerini söyledikten sonra, geleneğin önemli faktörlerinden redif ve kafiyenin Cemal Süreya’nın şiirindeki yerine geçebiliriz.
Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki Cemal Süreya’nın redif ve kafiye konusunda kesin bir uygulaması yoktur. Bir yazısında dilimizin yapısı gereği kafiye yığmanın sınırlı olduğunu söylerken başka bir yazısında Türkçe’nin bugünkü kıvamıyla çok güzel, ölçülü ve uyaklı şiirler yazılabileceğini hatta yazılması gerektiğini söylemiştir.
Cemal Süreya’nın şiirlerinde kafiye bazen düzenli bir şekilde, bazense dizelerin arasına serpiştirilmiş bir şekilde görülür. Özellikle onun dörtlüklerle yazılmış şiirlerinde kafiyeyi daha düzenli kullandığını söylemek doğru olacaktır.
İşte Cemal Süreya’nın şiirinde redif ve kafiyeye birkaç örnek:
“Sıcak Nal” kitabında tek dörtlükten oluşan “Kehanet” şiiri “a/b/a/b” şeklinde çapraz kafiye örgüsüne sahiptir:
Lokman şair senin hayatın
Yedi kırlangıcın hayatı kadar
Altısını ardı ardına yaşadın
Bir kırlangıcın daha var
“Yine Uçurumda Açan” kitabında yer alan şiirlerinden biri olan “Dört Mevsim” şiiri dörtlüklerden oluşmuştur ve düzenli bir redif kafiye şeması vardır:
Bahar mezarına gömsünler sizi
Yapraklar gibi buluştunuzdu
Kokular gibi seviştinizdi
Bahar mezarına gömsünler sizi
Yaz mezarına gömsünler sizi
İlk kezmiş gibi buluştunuzdu
Son kezmiş gibi seviştinizdi
Yaz mezarına gömsünler sizi
Güz mezarına gömsünler sizi
Salkımlar gibi buluştunuzdu
Ağular gibi seviştinizdi
Güz mezarına gömsünler sizi
Kış mezarına gömsünler sizi
Sokaklar gibi buluştunuzdu
Çarşılar gibi seviştinizdi
Kış mezarına gömsünler sizi
“Türkiye’de edebiyatın laboratuarı dergilerdir” diyen Cemal Süreya’nın, çeşitli dergilerde bulunan, ölümünden sonra da Sevda Sözleri’ne de girmiş olan, redif ve kafiye ahenk unsurları ile yazılmış şiirine de rastlıyoruz. İşte o şiirlerden olan “Mezartaşı Çiçekleri”nin ikinci, üçüncü ve altıncı parçaları:
Ulunay Milliyet’in altın dişiydi,
Bugünse o boşluğu Felek dolduruyor;
O kendi protezini, Refik de sütdişlerini
Zaman zaman altın suyuna daldırıyor.
Adı Çetin’di soyadı Altan
Dobra söyledi dobra baktı
Temiz kanla birlikte kirli kan
Hepimizin kanı onda aktı
Kontenjan senatörü bir bayan vardı ya,
Fuzuli’nin cinsel eğitim görmediğini söylemiş;
Söyler miydi şairle çekilmiş olmasa tenhaya,
Demek üç yüzyıl önce Laylâ’dan daha işveliymiş.
Edip Cansever’e yazdığı kısa şiirinde de “x/a/x/a” çapraz kafiye şemasıyla karşılaşıyoruz:
Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer
Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever.
Beşerli üç parçadan oluşan “Gül” şiirinde ise birinci ve üçüncü dizeler “-yorum” eki ile düzenli bir redif şemasına sahiptir. Ayrıca şiirin ikinci kısmının, ikinci ve dördüncü dizeleri arasında tam uyak bulunduğunu, bunun şiirin tamamında bir düzen oluşmasını engellediğini söyleyebiliriz.
Gülün tam ortasındayım ağlıyorum
Her akşam sokak ortasında öldükçe
Önümü arkamı bilmiyorum
Azaldığını duyup duyup karanlıkta
Beni ayakta tutan gözlerinin
Ellerlini alıyorum sabaha kadar seviyorum
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum
İstasyonda tiren oluyor biraz
Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım
Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum
Her nasılsa sokağa düşmüş
Kolumu kanadımı kırıyorum
Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı
Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene
Cemal Süreya’nın geleneksel nazım biçimlerine yakınlığını göstermek amacıyla birkaç örnek vermek gerekirse, “Üvercinka”dan “Gazel”, “Göçebe”den “Terazi Türküsü” bizlere yardımcı olacaktır.
“Gazel” şiiri:
Ben nice gözle nice denizle nice gazelle
Rimle gördüm rimle bildim rimle yaşadım seni
Sen ne iydin güzeldiysen de çirkindiysen de
Kocan ne iydi sonra Niyde ilinden gökyüzleri
Sonra ilk çağlar savaşlarında para ve Babil
Dilber derebeyleri haraca bağlayan aşkımızı ekmeğimizi
Sonra bulunmaz hint kumaşı lafbilirliğindi
Beni yüzyıllık kümesine dadandıran tilki
Tüy aldım ki evrende kalkıp gitmeleri özetliyorsun
Seni bilmek ne uzun keme ne acaip ilgi
Ama ben nice göz nice deniz nice gazel
Lerimle gördüm lerimle bildim lerimle becerdim o işi
“Terazi Türküsü”:
Dostum elif. Harput kasabı. Güzin
Günde beş vakit Harput ve hüzün
Doldur doldur Allahı seversen
Anası satılsın burjuvazinin
Dostum Necla. Sıhhat berberi. Dizin
Seni anmak sonu açın yalnızın
Doldur doldur Allahı seversen
Anası satılsın burjuvazinin
Dostum Mahmut. Gül çayevi. Yazın
Akılda kalmıyor adresin uzun
Doldur doldur Allahı seversen
Anası satılsın burjuvazinin
Şimdi de düzenli bir kafiye ve redif şeması olmayan, rastgele serpiştirilmiş kafiye ve rediflerle oluşan şiirlerine bakalım:
“Aslan Heykelleri” şiirinin aşağıda verdiğimiz kısmında “i” sesiyle yakalanan ahenk düzenli bir kafiye şeması çıkarmıyor karşımıza. Şiirin diğer kısımlarına da baktığımız zaman özellikle yine “i” sesiyle rastgele kafiyeler yapıldığını görüyoruz:
Çoğaltan ellerini seviyorum kaç kişi
Dokundukça dokundukça aslanlara
Parklarda yakışıklı aslan heykelleri
Birdenbire önümüze çıkıyorlar buysa çok güzel
Bizim bu aşkımız aslan heykelleri
Şahane değişik hüzün heykelleri yani
Ben bütün hüzünleri denemişim kendime
Bir bir denemişim bütün kelimeleri
…
“Kan Var Bütün Kelimelerin Altında” şiiri de yine “Aslan Heykelleri”nde olduğu gibi düzensiz kafiyelerle oluşturulmuş bir şiirdir. Bu şiirde “a” sesi ağırlıklı bir kafiye anlayışı vardır:
Posta arabalarından söz et bana
Kan var bütün kelimelerin altında
Ezop’un şu lanetli dilinden söz et
Kan var bütün kelimelerin altında
Umulmadık bir gün olabilir bugün
Aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara
Bir çay söyle yağmurların kokusunda
Kan var bütün kelimelerin altında
İşte durup dururken şurda
Bir yelpaze gibi açıldı sesin
Güzün en gürültülü kanadında
Göğün en ince dalında
Sonuç
Yazımızın asıl meselesi olan Cemal Süreya’nın şiirinde redif ve kafiye varlığı, görüldüğü üzere hem bilinçli ve düzenli bir şekilde hem de, yine bilinçli olmak kaydı ile, düzensiz bir şekilde karşımıza çıkıyor.
Şunu söylemeye gerek var ki Cemal Süreya şiirinde redif ve kafiye varlığı göz ardı edilemeyecek veyahut üstünden bir iki cümle ile geçilemeyecek kadar önemli bir yer tutar. Çünkü şairin redif ve kafiye karşısındaki tutumu onun gelenek ile bağlarını, gelenekten kopmadığını ve onu gerçekten tanıdığını bizlere gösterir.
Şunu da unutmamak gerekiyor ki Cemal Süreya ne bir Halk şairi ne de bir Divan şairidir. Bundan dolayı onun kafiye ve redife eğilimi bir Halk şairi yahut bir Divan şairi kadar derinlemesine değildir. Onun şiirinde gördüğümüz redif ve kafiye, kendi dediği gibi Doğu ve Batı’nın çelişiğindeki bir koldur.
Son olarak şunu da söylemekte büyük yarar var ki Cemal Süreya’nın redif ve kafiye ahenk unsurlarıyla yazdığı daha birçok şiiri vardır. Ancak biz burada hepsini, tabiatıyla, ele alamadık. Bu konuda, gerek kitaplarına girmiş, gerekse de dergilerde kalmış şiirlerine göz atılması bizlere yarar sağlayacaktır.
Kaynakça
Cemal Süreya, Sevda Sözleri, Yapı Kredi Yayınları, Kırk Üçüncü Baskı, İstanbul, 2011
Cemal Süreya, Güvercin Curnatası, Yapı Kredi Yayınları, Dördüncü Baskı, İstanbul, 2008
Cemal Süreya, Üstü Kalsın-Doğan Kardeş Seçmeler, Yapı Kredi Yayınları, Altıncı Baskı, İstanbul
Cevat Akkanat, Gelenek Ve İkinci Yeni Şiiri, T.C Kültür Bakanlığı Yayınları, 1.Baskı, Ankara
Tanzimattan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklobediler, Yapı Kredi Yayınları, Birinci Cilt, İstanbul, 2001
Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı, 4. Cilt, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, Onuncu Baskı, 2002
Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleri 2 Cumhuriyet Devri Türk Şiiri, Dergah Yayınları, Beşinci Baskı, 1992
Asım Bezirci, İkinci Yeni Olayı, Gözlem Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul, 1987
Atilla Özkırımlı, Türk Edebiyatı Tarihi, İnkılap Yayınları, Cilt İki, 2004
Mehmet H. Doğan, İkinci Yeni Şiir, İkaros Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul, 2008
Metin Celal, Şiir Ustalarından Öğrenilir, Everest Yayınları, Birinci Baskı, 2006