Eski bir kukla eski bir hakikati anlatmak için yeniden sahneye çıktı. Yaptığı sözleşmeyi gizlemedi, alt edeceğinden emindi rakibini. Şeytana pabucunu ters giydirecek, yaşadığı hazlar yanına kâr kalacaktı. Tatmin edilmemiş bir ruhu alt edecek nedir! Bu ünlemin karşılığını Mefistofeles versin. Cenneti istediği halde cehenneme uygun bir yaşam süren adam ilgisini çekiyor. Sınırsız hazzın peşindeki her fani iyi bir avdır, biliyor çünkü. Bir aslan kafası gibi yakışır hem duvara ruhu. Cesareti ebedileşmiş olur. İnsan ihtirasını temsil edebilecek daha iyi bir kurban bulmak mümkün mü! Hadi Goethe kahramanını kendi ellerinle teslim et Mefistofeles’e. Yalnız eti ve kemiği değil, ruhu da senindir, de!
Dante’nin cehenneme yolculuğunda rehberi Virgil’di yani bir şair. Faust’un cehennem yolculuğunda rehberi yine bir şairdi, ancak Goethe vekaletini yolu ondan daha iyi bilen birine vermeyi tercih etmişti: Ateşin oğluna. “Beni ateşten, onu çamurdan yarattın,”(Sâd,76) diyerek insanın saygınlığını tanımayan bir varlığın rehberliğinde gitmeliydi Faust cehenneme. Hoş işini iyi bilirdi İblis ama Goethe vekaletinin yanı sıra bir de yol haritası tutuşturmuştu eline: Gökten inip, dünyanın içinden geçerek cehenneme kadar gidilecekti. Cehenneme kadar yolu vardı Faust’un!
Bu kadim bir çekişmeydi cennet ve cehennemin taraf tuttuğu. Her ne kadar rakipler “Faust” ve “Mefistofeles” adını taşıyorlarsa da Şeytan ile Tanrı arasındaydı iddia. Tanrı Faust’tan emindi. Zira iyi bir insan karanlık arzularıyla kuşatılsa da bu kuşatmayı yarabilecek kudrette yaratılmıştı. İblis ise haz tuğlalarından oluşan bir zindana insanın zorla değil kendi ayaklarıyla gireceğine inanıyor, tek yapması gerekenin yolu süslemek olduğunu düşünüyordu. Sözleşmenin kitaplarla dolu bir çalışma odasında yapılması manidardı. Kitaplar yani bilgi Faust’un ruhunda fırtınalar estirmekten başka bir işe yaramamıştı. Kaynak tuzluydu; bedenini yükseltirken ruhunu ateşler içinde kıvrandırıyordu.
Bir insanda iki ruh yoksa bile belli ki ruhu ikiye parçalanmış, her parçası ayrı bir yöne çekmeye çalışıyordu Faust’u. Ölümü özleten bir gerilimdi bu. Böyle bir adama hayatın güzel olduğunu kabul ettirmek için şeytani bir zekaya ihtiyaç vardı. Faust “insanlık namına” imza attı anlaşmanın altına. İnsanlığın ölmediğini İblis’e gösterecekti. Aksi takdirde son günü olsundu zevklerle gözü boyandığı gün. Şeytan’ın adımlarını iyi biliyordu, sadık bir takipçisiydi zira onun. Fakat biliyordu ki, kilitleyen anahtar aynı zamanda açan anahtardı.
İlk adım: Meyhane. İçkiyle süslemek istiyor İblis Faust’un sayfasını. Kadeh resimlerinden bir kenar süsüyle. Fakat neşeli kalabalığın bir ağızdan söylediği şarkı midesini bulandırıyor. “Beş yüz domuz bulan bir yamyam gibi mutlu” olduklarını söyleyen bu insanlardan bir farkı olmalı Faust’un. Geçmesini istemeyeceği bir zaman parçası değil bu.
İkinci adım: Aşk. Yem: Margarete. Faust masumiyetin bir remzi kabul ettiği bu genç kızdan bir zarar görmeyeceğinden emindir. İyi kalpli, akıllı ve korumasız denecek kadar saf bir kız Margarete. Ona ancak saygı duyulabilir. Ölçülü bir sevgi en fazla.
Üçüncü adım: Şehvet. Mefistofeles aşkın aleyhine çalıştığını, alçaltmak şöyle dursun yücelttiğini fark ederek dümeni şehvete kırar. Böyle zamanlarda kurbanlarının başına gelen şeyler çok geçmeden Margarete ve Faust’u da yakalayacaktır. Kaçınılmaz son: Gemi kayalara bindirir, enkaz sahile vurur ve Margarete kaybeder: Ölü bir anne, ölü bir kardeş, ölü bir bebek…
Dördüncü adım: Teselli. Faust’un vicdan azabı çekmemesi için günahını içselleştirmesi gerekmektedir. Periler bayramında sihirbaz bir kadınla dans eder bulur kendini. İçki ve şehvetin kollarında neredeyse “Ey zaman dur geçme, ne güzelsin,” diyecektir. Fakat oyunu Margarete’nin hayali bozar. Kurbanı kurtarmaya gelmiştir onu. Bataklığı kurutma gücüne sahip olan aşk, sevgilinin düşsel resmiyle Faust’a hâlâ uğrunda savaşılacak şeyler olduğunu hatırlatır.
Beşinci adım: Para ve şöhret. Soytarılığın ve şarlatanlığın arkadaşlığı… Sarayın soytarısı Mefistofeles, sihirbazı Faust. İmparatorluğun topraklarında yeraltı defineleri saklı. Bu yalanla zengin olunabilir. Peki zenginleri kim eğlendirmek ister! Saray halkı için bir oyun yazmalı Faust. Madem ki sihirbazdır, Paris ve Helena’nın hayaletlerine rol verebilir perdesinde. Fakat bir hayaletin onu tutuşturabileceğini düşünmemiştir. Güzel Helena’nın hayaleti oyunu bozup yeni bir oyun başlatır.
Altıncı adım: Güzellik. Mefisto! Madem bütün hazları sunuyorsun Faust’a haydi hayalini değil gerçeğini getir Truvalı Helena’nın. Bundan başka bir şey istemiyor hayattan o. Emri olur, yeter ki zamana geçme, desin. Hoşnut olsun yaşadığı andan. Helena’nın lafı mı olur. Fakat Helena’nın dirilmesi güzelliğin dirilmesinden daha ötede bir anlama dikkatini çeker Faust’un: Ölüm ve hayat arasındaki gizli geçide…
Yedinci adım: Vuslat. Peleponez dağlarındaki şato efsanevi bir aşka çatı olur. Bu aşkın meyvesi, hiçbir şeyin kendisini hoşnut etmediği, çılgınlığının sınırı çizilemeyen ateşten bir oğuldur: Euphorion. Sevincini gölgelemekle kalmaz, kendini öldürerek ve annesini peşinden sürükleyerek aşkın ve kusursuz güzelliğin sarayını yıkar. Mefisto yine kaybetmiştir.
Sekizinci adım: İyilik yapmanın gururu. İnsanlık için bir deniz dahi kurutulabilir. Verimli topraklar elde etmeye ne dersin Faust? Fakat neden inmiyor kazanılan topraklara iki ihtiyar! Güvenmiyorlar mı sana yoksa. Neden reddediyorlar iyiliği. Neden satmıyorlar köhne evlerini. Doğrusu öfkelenilmeyi hak ediyorlar. Bak kalbini okuyor Mefistofeles. Sen öfkeleneceksin ki o da yaksın evleri ihtiyarlarla birlikte. Ne o, hoşnut olmadın mı bundan? Unutma ilk kıvılcım senin kalbinden düştü evlere.
Dokuzuncu adım: Halüsinasyon. Mefistofeles’le olan anlaşmanı bozacağını düşünüyorsan yanılıyorsun Faust. Gerçek zevklerle aldatamadıysa da seni haz düşleriyle teslim alacak. Yaşlanman yetmez, kör olman gerek. Kör olmalısın ki düşlerden başka sığınağın olmasın. Mefistofeles’in sana duyurduğu seslerin hakikat olmadığını nereden bileceksin. Hayallerin gerçekleşiyor demek! Demek cennet gibi bir ülke doğacak bataklığı kuruttuğunda. Mezarını kazıyorlar, oysa sen kazma kürek seslerini ıslah edilen topraklara yoruyorsun. O halde ne duruyorsun, söyle! Aldanmanın tam zamanı: “Dur geçme zaman, ne güzelsin!”
Şeytan’ın adımlarının getirdiği yerde hangi cümle yazılıysa, dudaklar onun için kıpırdar. On altıncı asırda yaşayan Dr. Faust gibi Goethe’nin Faust’unun da iddiayı kaybettiğini düşünenler yanılıyorlar. Eylemler ve niyet arasındaki kutsal bağ niceleri gibi onu da kurtarıyor İblis’in elinden. İddianın lafzını kazandı yalnız Mefistofeles. Büyük mana insan kalbinde bir ağaç gibi yükselmekte. Faust “insan”dan başkası değil. Melekler kendisine secde ederken İblis’in reddettiği insan. “Meleklere: ‘Adem’e secde edin’ demiştik. İblis’ten başka hepsi secde etmişti…” (Kehf, 50).
“Ahsen-i takvim” için kırk gece ruhunu bekledi Âdem Cennet’te. Fakat ruhundan önce melekler geldi yanına. Geldiler ve ruhsuz bedenini görünce korktular; işte insan! İblis de korktu Âdem’den, etrafında dolaşmaya başladı, “Sen büyük bir iş için yaratılmışsındır,” diye soluklanarak. Kudurmuştu yangın, yaratılsa da ateşten. Dişlerini geçirmişti ateş ateşe. İşte o gün bütün gücüyle bir tekme attı insana İblis. Tekmesiyle çınladı insan. Çamurdan bir çan sallandı yerinde. Susuz bir testi, döküldü ağzından tınılar. Çınlayan sesine karıştı Şeytan’ın sesi: “Bir testi gibi ses vermek için değilsin burada. Biliyorum, ne için yaratıldıysan onun için varsın!” Sonra döndü meleklere, “Bu, size üstün tutulacak olursa, ne yaparsınız siz?” Melekler, “Biz Rabbimize itaat ederiz,” dediler. İblis sarsıldı ve can çekişen bir çığlık bıraktı evrene: “Ateşten üstün tutulursa çamur, isyan ederim ben!”
Ateş çamuru çağırıyor, her gün bir basamağını armağan ederek cehennemin. Her gün biraz daha alçaldığı için yerinde durduğunu sanabilir insan. Hatta indiği merdivenin onu yükselttiğini vehmedebilir. Rehberi Mefistofeles de olsa Faust düştüğünü fark etti. Ellerine ve ayaklarına bağlı iplerin ucunun nereye gittiğini. Fakat iplerden kurtulmak için altından bir makasa ihtiyacı var. Haydi Goethe, “Işık, biraz daha ışık” demeden uzat makası Faust’a!
“ …Şeytan’ın adımlarını takip etmeyin. Kim Şeytan’ın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, hayâsızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı…” (Nur, 21).
Related Posts
DR. RIZA NUR İL HALK KÜTÜPHANESİ’NDE BİR GÜN
Rıza Nur tıp fakültesindeyken maddi zorluklardan ötürü babasından yeterince harçlık alamayınca: “…bir gün param olursa parasız gençler kitap…
Köpek
Çocuk, kapının aralığından bakıp ağlayarak“Beni yeme tamam mı ?” dedi köpeğe. Köpeklerin kuyruğunu çekip hırlamasına güldüğüm de oldu…
Roma’da Tespih Satıcısı
İhtiyar papaz paltosunu sırtına geçirdiği gibi kendini dışarıya attı. Uykusu kaçmış, bütün gece gözüne uyku girmemişti. Merdivenlerde durup…
Marangaoğlu
Marangaoğlu; o gün tarladan bir tazeyle birlikte dönünce köyün elli yaşını aşmış bütün adamları karılarının hâlâ yaşıyor olmalarına…