Gölge Vuruşu

On dediğimde düşerse mendil, yere değmeden tutmam için bırak beni. On dediğimde uyanmazsa gökler, arzın halısını çek ayaklarımın altından. Yumruklarımda titreyen ardıç kuşlarına dokunma. Sağ omzumda duran meleği incitme sakın.
Hakem, rakibimin elini tutup göğe kaldırdığında durdur zamanı, seyirciler şapkalarını fırlatsın göğe, avuçlarına dolsun, yağan paralar.
Yuh sesleri yükselsin salonda, bırak!
Beni, bu salonda bırakma!”
Bir, iki, üç.
Yükseliyor sular. Sandalyeler boş, herkes ayakta. Bir el ateş ediyor adam. Ringde iki kırmızı eldiven, vuruşuyor. Kırmızı damlalar düşüyor yere. Dizlerine kadar ıslanıyor halatın ucundakiler. Çekildikçe geriliyor ip, koptu kopacak.
Dalgalar kayaların sırtından kayarak, denize karışıyor. Kırmızı bir eldiven kulaç atıyor, yumruğundan kurtulmak için suların.
Martılar gökyüzüne uzanıyor, devirerek denizi. Ellerim alabora oluyor. Fırlayan dişliğimi havada yakalıyor, yeniden ağzıma takıyorum. Ellerime dökülüyor dişlerim.
Beynimde karınca istilası. Derimin kıvrımlarında sürünerek ilerliyor. Rakibim yumruğunu hep aynı yere vuruyor, üst üste dikişler atan makineler gibi. Karıncaların ayakları birbirine karışıyor kaçarken. Bir kaçı telef oluyor.
Yere yığılıyorum. On demeden karayı görmeliyim, nerede dürbün?
Birbirine çarparak ringe doğru koşan insanlara işaret ediyor beni, çocuk. Salondaki gürültüyü kesmek için tekmeler atıyor oturduğu koltuğa. Öne arkaya sallanıyor, ayağa kalkıp yakalarından çekiyor, boş iskemlelere oturtuyor izleyenleri. Yoruluyor. Babasının omzuna koyuyor başını. Postalından bir sigara çekip yakıyor adam. Çocuğun elleri tütün kokuyor.
Kalbimin atışlarını duyabiliyorum. Gitgide azalan ritmini boğuyor, salonu çınlatan sesler. Avucumdan sızan kan, hakemin ayaklarının dibinde birikiyor. Parmak uçlarında yükselerek on diyor hakem. Paçalarını parmak uçlarıyla tutarak çekiyor, kan yürümesin diye ayaklarına. Uyuyan çocuğu uyandırmaktan korkuyor, gittikçe kısılıyor sesi.
Hakem on dediğinde duruyor kalbim. Koltuğundan fırlıyor çocuk. Ayaklarımdan sağarak ruhumu, ringin dışına çıkarıyor beni. Bir kum torbası gibi ağır bedenim. Mısır saçakları sarkıyor alnımdan. Kanlı tanelere üşüşüyor kargalar. Kargaları kovalıyor çocuk. Kara bir mendille siliyor alnımı.
Ötüyor sirenler. Bir sedye üzerinde göğe yükseliyorum. Ringe yukarıdan bakıyorum, yerde kan lekelerim, denizin ortasında ıssız birkaç ada. Ben yükseldikçe küçülüyor, siliniyor nihayet. Uyandığımda karıncaların gittiğini görüyorum.
Tek gözüme konan kuşları vuruyor çocuk, sapanı gökte taklalar atarak düşüyor suya. Parmak boğumlarına tutunarak yükseliyorum. Hakemin düdük sesi kulağımda çınlıyor. Elinde küreğiyle çocuk, toprak atıyor üzerime. Kaleler dikiyor sahile, seyirciler tırmanarak kalenin burçlarına, göğü söküyor üzerimden. Ağzıma dolan toprağı tükürüyorum. Göğe yükselmiş yumruğunu görüyorum, elindeki kırmızı bayrağı dalgalandırıyor rakibim.
Seyirciler, cadı kazanında döndürüyor, devasa kaşıkları. Kan gölünde yüzen kurbağalar vıraklıyor. Kurbağaların kuyruğuna takılıp düşüyorum, yanı başımda uzanan cesedin kanlı saçlarına dokunuyorum. Ellerim nerede?
Seyirciler uğultulu gölgelerini sürüklüyor ringe.
Yerde bir adam kıvranıyor. Ayakta bir adam, mağrur bir gülümsemeyle selamlıyor izleyenleri. Kalabalık, ellerindeki muz kabuklarını fırlatıyor ringe. Halatın ucunda sallanıyor sarı kaygan kabuk, ayaklarımdan çekiyor beni.
Üç kalın halat gerilmiş kıyıya, üç gemi yanaşıyor. Lodosun getirdiği sarsıntıyla eriyor liman. Geminin çatlak güvertesinde kuruyor deniz. Balıklar sersem kulaçlar atıyor.
Havada uçuşan su damlaları, savrulan saçlarımda ıslak kan kokusu. Boksör düştüğü yerden doğrulduğunda boş koltuklara kayıyor gözlerim, bütün koltukları söküp gitmiş kurbağalar, sesleri duvarlara çarpıyor. Kuyruğu dörtnala koşuyor ringde.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Posts

ZEVAL

Yırtık bir nehir akıyorDelik taslarda insan yüzleriSu yarası değil buÜç adım sema, üç adım cehennem Ay kırış kırışDüğmeleri…

NİNNİ

Söyleyin sessiz, sessiz, sessiz,Söyleyin fısıltıyla bir ninni;Aydan öğrenir yetim,Gökyüzünde yavaşça süzülen. Bir şarkı söyleyin tatlı yumuşak,Çakıllardan akan kaynaklar…

Kanun Namına

Sosyo-ekonomik şartların spesifikliğine karşın Türk sinemasında noir stili (kara film) kimi filmlerin dokusuna sinmiş durumdadır. Sinemacılar Kuşağından, Türk…