Güvez

“Annem de anneannem de güvez rengini çok severdi.”
“Paketi 20 milyon, hem sana hem de parana yazık, içme,” dedi; babası yani kocam; aslında kocamdı çünkü ben öldüm. Dalgın bir hâlde “peki,” dedi kızım. Babası galiba inandı ama ben inanmadım. Oturdukları koltukların rengi güvezdi. Koltuğun oturma bölümünü kaldırdı; kalem kutusu ve kâğıt paralar vardı. Onları almak için elini uzattığında yanlarından uzaklaştım. Düşünde para görmesi ona yaramıyor. Kızımın rüyalarını uzun süre seyredersem, nefesi daralıyor, sıkıntıyla uyanıyor. Hayattayken de uykuda nefessiz kalır endişesiyle soluk alıp verişini dinlerdim; hoşlanmazdı. O zamanlar rüyalarını göremezdim.
Bir iç sıkıntısıyla uyandı; dikdörtgen, tuşları olan cep telefonu dedikleri şeye baktı. Zararlı ışınlarını görse baş ucunda bulundurmaz. Oysa eskiden saate bakardı.
Kızım bana çok benziyor. O da evhamlı ancak belli etmiyor hep hayra yormaya çabalıyor -benim yaptığım hataları o yapmamaya çalışıyor-. Mesela içi içini yese torunlarıma hiç yansıtmaz. Şimdi elinde bir kitap var: “Bülbülü Öldürmek”. Kitabı okumaya çalışıyor, çalışıyor diyorum; dedim ya ben kızımı tanırım. O şimdi rüyasını düşünüyor; yorumlayacak, belki suya anlatacak, belki de sadaka verecek.
Rüyamda babamı gördüm. “Paketi 20 milyon, sana ve sağlığına yazık içme,” dedi. “Peki,” dedim. “İçmem,” dedim. Bu söylediğim yalan mı sayılır şimdi; tutamayacağım sözü söyledim. Denerim deseydim keşke, hiç olmazsa doğru konuşmuş olurdum. Ama rüyada elin kolun bağlı. Hiçbir şeye müdahale edemiyorsun ki. Sonra kalktım, koltuğun oturma kısmını kaldırdım. Bu koltuklar güvez renkliydi. Küçük oğlumun kalem kutusu, otuz lira para, sigara külleri ve izmaritler… Sonra kayboldular ve birdenbire Türkan Şoray’ı gördüm. Ne alaka? İşe geç kaldım korkusuyla sıçradım. Saate baktım. Tatil olduğunu fark edince derin bir nefes aldım ama tekrar rüyama dönemedim.
Düşümde para görünce genelde üzülürüm. Hele ki yerden bozuk para topladığım zamanlar; bilirim ki dedikodumu yapanlar var. Felak, Nas, Ayetel Kürsi okurum, hasedlerden koru Rabbim diyerek. Bu sefer parayı elime almadan kayboldular.
Size demiştim, kızımı tanırım. Elinde kitap var ama o rüyasını okumaya çalışıyor. Odasının kapısına yaklaşan delikanlı da benim torunum; ilk torunum, büyük torunum.
– Anne müsait misin?
– Evet, gel.
Rüyasını yorumlamaya çalıştığını söylemedi, torunum sadece elindeki kitabı gördü.
– İkinci dönem eve daha az geleceğim galiba. Dershanede daha yoğun bir program uygulanacak; hafta sonları da babaannemde kalsam çok zorlanmam sanırım.
Torunum; onunla gurur duyuyorum. Okul dönemi, hafta sonları eve geliyor. Kızıma nasıl olduğunu canı gönülden soranlardan. Kızım zor bir kadın oldu. Olur olmaz her şeye gülmeyenlerden. Çocukluğunda da öyleydi.
– Hakkında hayırlısı olsun.
Eve her gelişinde canlı bir çiçektir oğlum. Sonbaharda kasımpatı, kışın nergis, baharda sümbül, yazın hanımeli, akasya, ıhlamur… Bunları demedim ona. Benim kokularımı anlatmadım. Yaşadığı dönemin kokusu sinsin içine.
– Oturarak anlatayım, yürüyerek konuşmamdan rahatsız olursun.
Gidip gelerek, yürüyerek, ayakta bir şey anlatmayı babasından öğrendi. Evet, eşim hep aynı; baştan beri aynıdır. O hiç değişmedi; değişen benim. Uyumsuz benim, uymayan benim; uymayıp da uykuya kaçan yine benim.
– Yerden havaya! Yerden havaya! Anne! Daldın?
– Hıı, evet. Kitabın konusunu mu sordun sen?
– Neyse anne, sonra konuşuruz. Dershaneye gitme vaktim geldi.
Kızımın yanağına bir öpücük konduruyor.
Kızım gülümsüyor.
Ben ki boğulurdum, sıçrayarak uyanırdım nefesini yüzümde hissettiğimde; sen öldün. Eşarplarında, giysilerinde seni kokladım. Kokun da öldü. Önce seni çok özledim. Seninle kan bağı olan diğer sevdiklerim de ölmeye başladı birer birer. Özleyişimin gübre misali diğer ölümleri çoğalttığına inandım; sıranın çocuklarıma, eşime gelmesinden korktum. Vazgeçtim özlemekten. Yaşım senin öldüğün yaşı geçti. Geçti geçmesine ama o yaşta takılı kaldım ben. Sonrasının nasıl yaşanacağını bilemiyorum.
Anne, güvez renkli bülbül var mı?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Posts

Marangaoğlu

Marangaoğlu; o gün tarladan bir tazeyle birlikte dönünce köyün elli yaşını aşmış bütün adamları karılarının hâlâ yaşıyor olmalarına…