Yakışık almazmış meğer kincide biten türkünün üstüne yatmak
Uzun kısadıya serilmek bile hem altına melek ağaçlarının
Adem’i bile ürkütürmüş yasak meyveye bakmaktan.
Ama kader bu, daha düşmeden ayakları ebenin eline
Kanarmış kafası karanlık geldiği yere
Kanadıkça katre katre zaman birikirmiş sonra
İşte bulurmuş bir şekilde kader Ademoğlunu pişman
Ama yan yatmış öyle denizlere dik dik bakarken
Gidip elinden tutarmış, omzunu sıvazlarmış
Boş ver ermiş, bu da geçer oğlum dermiş
Ama yanlarından zaman geçermiş
Kimse ne olacak izlerken kız kulesini onu görmezmiş.
Aragon sesini hazırlarmış şarkı söylemek için
Elsa’nın gelince gözleri ses evden gidermiş
Unutulmuş bir rüyanın yatağına yatıp
Beklermiş kendini Ali sanıp
Devlet ve kurmaylar kör pencerelerden gizlice sinermiş
Şairler sevgililerinin gözlerine dalmışken
Boğazlamış askerler yan odadaki sesi,
Sesi bile çıkmamış son nefesinde ‘Ya Muhammed ya Eurdice’ der ve gidermiş.
Ve zaman kanmayıp hilesine kız kulesinin
Varırmış şair çıkmazına, etrafta cinayet kokusu
Kömür sobasında sesi olmadığı için Aragon,
Ağıt yakarmış artık, sükut suretinde
Boru kenarlarından zamanın elbisesine bir koku sızar
Elsa’nın gözleri yanıyor, bir şarkıyı yeniden bulmak için.
Göz çukurlarına birikiyor Elsa’nın, bütün şairlerin kandırılmış cesedi
Minderlere yaslanmış kader, uzatmış işte ne olacak
Üşütmüş feleklere doğru ısıyan ayaklarını.