Köpek

Çocuk, kapının aralığından bakıp ağlayarak
“Beni yeme tamam mı ?” dedi köpeğe.

Köpeklerin kuyruğunu çekip hırlamasına güldüğüm de oldu benim. Küçüktüm, ilk ne zaman korktum hatırlamıyorum fakat hep korktum köpeklerden. Korktuğum şey köpek mi yoksa ısırılmak mı bilemiyorum; kedileri de sevemedim mesela. Kuşları sevdim. Mahallede bizden büyük biri vardı; sapan yapmayı ondan öğrenmiştik. Biz -en azından ben- sapanı uçakları vurmak için yaptığımızı sanıyorduk. Gazoz şişesini vurma yarışması da yaptık. Balonlara kıyamadığımızdan patlatmadık hiç. Ama o çocuk, vurduğu serçenin kafasını koparıp attığında anladım gerçeği. Ve kuşları o zaman sevdim. O serçeyi görene dek kuşları fark etmemiştim bile.
Ustam, köpeklerin yazın keyiflice yol ortasında güneşlenmesinden ne kadar hoşlandığından bahsetmişti bir gün. Bir köpek kadar huzurlu olamadığımızı düşündüm. Ben köpeklerden korktum evet. Ben oyun oynarken onlar kadar gülmedim. Topu da sevmedim bir köpek gibi. Sahibinin kapısını korumak adına tekerlek kovalayan köpekler geldi aklıma. Sadakati köpeklerden mi öğrenmeli insan? Köpeklerden korktum evet, ama aç kaldıklarındaki bakışları beni ağlatabilirdi.
Dedem “Gel” dediğinde gelirdi av köpeğimiz. Av yaptığını görmedim. Bizimle birlikte hayvan otlatırdı. Zararsız akıllı bir köpekti. Korkunç insanların köpekleri de korkunçtu. İnsanlardan korkmayı, köpeklerden öğrendim.
Servise yürüdüğüm yol boyunca bir sürü köpek var. Akşam eve dönerken bir tanesi geçti önümden. Bir kapı açıldı, küçük bir kız -dört, belki beş yaşında- köpeği gördü, ağlayarak:
“Beni yeme tamam mı?” diye pazarlık yaptı. Köpek onu görmedi bile…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Alakalılar