Türkistan ve Besmele
A.Ali Ural
Türk’ün besmeleyle mayalandığı topraklara Türkistan denir. Sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği tartışılsa da ehlikalp ittifak eder ki Türk’ün besmele çektiği her yerde Türkistan rüzgârları eser. Müelliflerin dudaklarını, kitapların sayfalarını, cümlelerin fiillerini işte bu rüzgâr harekete geçirir. Devlet ve hikmet kol kola girip yürümeye başladığında, başlangıçları sonsuzluğa eviren de o kutlu sözden başkası değildir. Allah’ın adı şuurla anılmaya görsün; zihinsel bir fetih başlamış, mehterbaşı saf tutan cengâver ruhları dalgalandırmıştır. Zihinler genişlemeye başlayınca beldeler de genişlemeye başlar. Fetihten yoksun bir dünya, insandan ve kelimelerinden yoksun bir dünyadır.
Yusuf Has Hacip, adını Kutadgu Bilig/ Devlet Olma Bilgisi koyduğu ve yalnız Uluğ Buğra Kara Han’a değil gelecek zamanların bütün hakanlarına hitap ettiği eserine şöyle başlar: “Her şeyden önce kâdir ve bir olan Tanrı gelir, sonsuz hamd ve senâ da ancak O’na lâyıktır./ Büyüklük sâhibi, kâdir, zü’l celâl; yaratan, türeten ve kudretin kemâline sahip olan Tanrıdır…// O seçkin Resûl’e salât ve selâm, yine arkadaşlarına selâm ve ihtirâm./ Muhammed peygamber yaratılmışların başıdır, o bütün bunların göz üstünde kaşıdır.”
Hoca Ahmed Yesevî, dervişlerini Anadolu’ya göndermeden Muhammedî hikmetle donatır. Donatır ki Anadolu da Türkistan olsun. Onun da kelimeleri Yusuf Has Hacip gibi besmele kaynağından fışkırır Divan-ı Hikmet’inde: “Bismillahla başlayarak hikmet söyleyip/ Taliplere inci, cevher saçtım işte.”
Türkistan topraklarında ne inci tükenir ne cevher! Kaşgarlı Mahmud’un destansı eseri Dîvânı Lugâti’t-Türk’ün girişi de istikametin bir başka veçhesidir: “Esirgeyen, koruyan Tanrının adıyla, her türlü öğüş, büyük iyilikler, güzel işler sahibi olan Tanrı adı içindir. Halkın en uz dillisi bitkin, en sağlamı çürük olduğu bir zamanda Tanrı, Cebrail’e açık anlatış ve her yönünü bildiriş ile Muhammed’e -içerisinde haramı helâli anlatan- Kur’an’ı gönderdi; böylelikle öz yolu belli etti; belge ve kılavuz koydu. Tanrı’nın yarlığaması onun ve onun yararlıklı çoluğu çocuğu üzerine olsun; büyük esenlikler versin.”
Türkçenin tacı olan bu büyük eserin en parlak taşının besmele olması da gösteriyor ki Türkçemizi Türkistan yapan Tanrı buyruğudur. “İndi, bundan sonra Muhammed oğlu Hüseyn, Hüseyn oğlu Mahmud der ki: ‘Tanrının devlet güneşini Türk burçlarında doğurmuş olduğunu ve onların mülkleri üzerinde göklerin bütün teğrelerini döndürmüş bulunduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne ilbay kıldı. Zamanımızın hakanlarını onlardan çıkardı; dünya milletlerinin idare yularlarını onların eline verdi; onları herkese üstün eyledi; kendilerini hak üzere kuvvetlendirdi. Onlarla birlikte çalışanı, onlardan yana olanı aziz kıldı…”
Devletin izzeti de sözün izzeti de “Azîz” olana intisap etmekten geçer. Edebiyat her vadide başı boş dolaşmak değil bütün vadilerin Rabbinin armağan ettiği dilin hakkını vermek, onu tahribin değil ihyanın bir vesilesi kılmaktır. Varsın Dedem Korkud bağdaş kurup otursun söz meclisine ve o da hikâyelerini besmeleyle taçlandırsın: “Allah Allah demeyince işler düzelmez, kadir Tanrı vermeyince er zenginleşmez. Ezelden yazılmasa kul başına kaza gelmez, ecel vakti ermeyince kimse ölmez…”
Madem böyle der Dedem Korkud, bize düşen Karabatak’ın 77. sayısında Türkistan rüzgârlarını kanatlarının altına alıp uçmasıdır. “Türkistan ve Edebiyat” dosyasıyla merhaba demesidir okuruna. Bu yükselişe emek veren ilim ve sanat ehline müteşekkiriz. Unutulmasınlar hiç ve mizanlarında Türkistan da olsun. Bu seçkin topluluğun adına röportaj konuğumuz olan Sabir Rüstemhanlı’nın sözleriyle noktayı koyuyoruz: “Öyle şeyler var ki tarih kitaplarında yazmaz.”






Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.