Balkanlar ve Edebiyat (Karabatak #78)

₺250,00

Röportaj: Prof.Dr. Mustafa İSEN

Kategori:

Türkistan ve Besmele

A.Ali Ural

Türk’ün besmeleyle mayalandığı topraklara Türkistan denir. Sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği tartışılsa da ehlikalp ittifak eder ki Türk’ün besmele çektiği her yerde Türkistan rüzgârları eser. Müelliflerin dudaklarını, kitapların sayfalarını, cümlelerin fiillerini işte bu rüzgâr harekete geçirir. Devlet ve hikmet kol kola girip yürümeye başladığında, başlangıçları sonsuzluğa eviren de o kutlu sözden başkası değildir. Allah’ın adı şuurla anılmaya görsün; zihinsel bir fetih başlamış, mehterbaşı saf tutan cengâver ruhları dalgalandırmıştır. Zihinler genişlemeye başlayınca beldeler de genişlemeye başlar. Fetihten yoksun bir dünya, insandan ve kelimelerinden yoksun bir dünyadır.

Yusuf Has Hacip, adını Kutadgu Bilig/ Devlet Olma Bilgisi koyduğu ve yalnız Uluğ Buğra Kara Han’a değil gelecek zamanların bütün hakanlarına hitap ettiği eserine şöyle başlar: “Her şeyden önce kâdir ve bir olan Tanrı gelir, sonsuz hamd ve senâ da ancak O’na lâyıktır./ Büyüklük sâhibi, kâdir, zü’l celâl; yaratan, türeten ve kudretin kemâline sahip olan Tanrıdır…// O seçkin Resûl’e salât ve selâm, yine arkadaşlarına selâm ve ihtirâm./ Muhammed peygamber yaratılmışların başıdır, o bütün bunların göz üstünde kaşıdır.”

Hoca Ahmed Yesevî, dervişlerini Anadolu’ya göndermeden Muhammedî hikmetle donatır. Donatır ki Anadolu da Türkistan olsun. Onun da kelimeleri Yusuf Has Hacip gibi besmele kaynağından fışkırır Divan-ı Hikmet’inde: “Bismillahla başlayarak hikmet söyleyip/ Taliplere inci, cevher saçtım işte.”

Türkistan topraklarında ne inci tükenir ne cevher! Kaşgarlı Mahmud’un destansı eseri Dîvânı Lugâti’t-Türk’ün girişi de istikametin bir başka veçhesidir: “Esirgeyen, koruyan Tanrının adıyla, her türlü öğüş, büyük iyilikler, güzel işler sahibi olan Tanrı adı içindir. Halkın en uz dillisi bitkin, en sağlamı çürük olduğu bir zamanda Tanrı, Cebrail’e açık anlatış ve her yönünü bildiriş ile Muhammed’e -içerisinde haramı helâli anlatan- Kur’an’ı gönderdi; böylelikle öz yolu belli etti; belge ve kılavuz koydu. Tanrı’nın yarlığaması onun ve onun yararlıklı çoluğu çocuğu üzerine olsun; büyük esenlikler versin.”

Türkçenin tacı olan bu büyük eserin en parlak taşının besmele olması da gösteriyor ki Türkçemizi Türkistan yapan Tanrı buyruğudur.  “İndi, bundan sonra Muhammed oğlu Hüseyn, Hüseyn oğlu Mahmud der ki: ‘Tanrının devlet güneşini Türk burçlarında doğurmuş olduğunu ve onların mülkleri üzerinde göklerin bütün teğrelerini döndürmüş bulunduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne ilbay kıldı. Zamanımızın hakanlarını onlardan çıkardı; dünya milletlerinin idare yularlarını onların eline verdi; onları herkese üstün eyledi; kendilerini hak üzere kuvvetlendirdi. Onlarla birlikte çalışanı, onlardan yana olanı aziz kıldı…”

Devletin izzeti de sözün izzeti de “Azîz” olana intisap etmekten geçer. Edebiyat her vadide başı boş dolaşmak değil bütün vadilerin Rabbinin armağan ettiği dilin hakkını vermek, onu tahribin değil ihyanın bir vesilesi kılmaktır. Varsın Dedem Korkud bağdaş kurup otursun söz meclisine ve o da hikâyelerini besmeleyle taçlandırsın: “Allah Allah demeyince işler düzelmez, kadir Tanrı vermeyince er zenginleşmez. Ezelden yazılmasa kul başına kaza gelmez, ecel vakti ermeyince kimse ölmez…”

Madem böyle der Dedem Korkud, bize düşen Karabatak’ın 77. sayısında Türkistan rüzgârlarını kanatlarının altına alıp uçmasıdır. “Türkistan ve Edebiyat” dosyasıyla merhaba demesidir okuruna. Bu yükselişe emek veren ilim ve sanat ehline müteşekkiriz. Unutulmasınlar hiç ve mizanlarında Türkistan da olsun. Bu seçkin topluluğun adına röportaj konuğumuz olan Sabir Rüstemhanlı’nın sözleriyle noktayı koyuyoruz: “Öyle şeyler var ki tarih kitaplarında yazmaz.”

77. sayımızda objektiflerimizi Türkistan coğrafyasına çevirmiştik, 78. sayımızda Balkanlar’a dönüyoruz. Bu sayımızda Balkanlar’ı hem akademisyenlerden hem de yaşayan edebiyatçılarından gözlemliyoruz. Bölgenin tarihî süreç içerisinde nasıl etkilendiği, günümüzde edebî üretimi, Türkiye’nin bölge yazarları ve edebiyatına katkısı ve etkisi gibi konuları detaylı bir şekilde okuyabileceksiniz.

Röportaj konuğumuz da Balkan göçmeni bir ailenin çocuğu olarak ülkemize kıymetli hizmetlerde bulunan Mustafa İsen. “Yaptığım işleri mensup olduğum medeniyete bir katkı olsun diye gerçekleştirmeye çalışıyorum,” diyen hocamız Rahşan Tekşen’in dosya konumuza ışık tutacak sorularını cevaplandırdı. Bölgenin değişen siyasi ve jeopolitik yapısı nedeniyle yaşanan zorluklar, imkânsızlıklar, çabalar birinci ağızdan kayıt altına alınıyor.

Karabatak bu sayısında projektörünü “Edebiyat bana gözlem yapmayı öğretti,” diyen Ahmet Kara’ya tuttu. İlk öykü kitabı ve yeni yayımlanan romanı üzerinden yapmış olduğu gözlemleri okurlarımızla paylaştı. Öyküleriyle sağlam bir kurguya ve gözlem gücüne sahip olduğunu gösteren Kara, romanıyla da sağlam bir basamak daha oluşturduğunu gösteriyor.

Deneme yazılarımızda Ali Ömer Akbulut, görmeyi sadece gözlere indiren insanın kör noktasını kaleme aldı. Hasan Akay, sonlu sonsuzlukta anlam ve hakikati ararken, Süleyman Unutmaz, “kitapların öğretmediği şeyler”i anlattı. Melike S. Turan hikâyelerinde yer verdiği kelimeleri mercek altına alarak “Recep Seyhan’ın Dilimize Katkıları”nı yazdı.

Gezi bölümümüzde F. Hande Topbaş, İslamabad’dan Karaçi’ye geniş bir coğrafyada Pakistan izlenimlerini Karabatak okurlarıyla paylaştı.

Poetika bölümümüzde Hasan Akay, “Âlemler ve Anlamlar” üzerine sorgulamalar yaptı. Mustafa Köneçoğlu, Ömer Erinç’in Sevdanın Hükmü Baki Defteri’ndeki şiirlerinin ideolojik örgüsünü ve estetik tavrını ustası Nuri Pakdil’in izlerinde aradı. Rıdvan Kadir Yeşil, Baudelaire’in şiiri, yaşantısı ve albatrosla benzerliğine dair dikkat çekici tespitlerde bulundu.

Yeni açmış olduğumuz sinema bölümümüzde Mehmet Kirtorun, yapay zekânın insanlara sunduğu konforun sonuçlarını sorgulatan M3GAN filmini değerlendirdi.

Tiyatro bölümümüzde Derya Özer, Türk tiyatrosunun önemli eserleri arasında olduğu kabul edilen Deli Dumrul oyununu okurlarımız için ele aldı. Klasikleşen Dede Korkut hikâyelerinden olan Deli Dumrul’un sahne izlenimleri oldukça çarpıcı.

Karabatak bu sayısıyla da arşivlik bir çalışma yapıyor ve Türk kültür dünyasını adım adım kayıt altına almaya devam ediyor.

Karabatak Dergisi’nin 1 (Bir) yıllık aboneliğini kapsamaktadır.

Bu adresten erişebilirsiniz: https://karabatak.org/abone

Karabatak, iki ayda bir çıkmaktadır. Yıllık aboneliği satın aldığınız ayla birlikte, toplam 6 adet Karabatak dergisi, yayınlandıkça size kargolanacaktır.

Kargo ücretsizdir.

Ayrıca önceki sayılardan üç sayı hediye.

Google Play mağazalarındaki Karabatak e-dergileri için tıklayınız: https://play.google.com/store/books/author?id=karabatak.org

iPhone kullanıcıları, uygulama mağazasından (App Store) Google Play Books ( https://apps.apple.com/us/app/google-play-books/id400989007 ) uygulamasını kurmalıdır. Google Play Books uygulaması içerisinde “Karabatak” diye aratarak e-dergiye erişebilirsiniz.

Değerlendirmeler

Henüz değerlendirme yapılmadı.

“Balkanlar ve Edebiyat (Karabatak #78)” için yorum yapan ilk kişi siz olun

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir