Akif Milletinin Dili Olduğu İçin Büyük
Şairler hür ruhlu insanlar olarak milletlerinin bağımsızlık öncüleridir. Türk milleti için Akif neyse, Pakistan halkı için İkbal, Hint halkı için Tagore, Macar halkı için Petöfi odur. Öyle ki hayattayken milletleri için verdikleri mücadele ölümlerinden sonra onları bayraklaştırmış, milletlerinin başı derde girdiğinde şiirleriyle tekrar dirilerek toplumlarının imdadına koşmuşlardır. Bu anlamda 15 Temmuz 2016, Akif’in ve onun Türk gençliğine örnek gösterdiği Âsım’ın zaferidir.
Ömrü boyunca vatanı için haykıran Mehmet Akif, “Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı,” mısraıyla, kendi halinden haber vermekten çok, döneminin kalem sahiplerine sufle etmekte, bu cümleyi vicdanlara nakşederek emperyalizme karşı mücadeleye çağırmaktadır onları. Ancak bunu yapabilmeleri için yerli bir bakışa ve sanat anlayışına sahip olmaları gerektiğini bilen şair, 8 Mart 1912 tarihli Sebîlürreşâd’da yayınladığı “Edebiyat” başlıklı yazısında, edebiyatta yerlilik meselesini gündeme taşımış, yerli olmayan edebiyatçılar için “simsar” tabirini kullanmakta tereddüt etmemiştir.
Akif, dünya edebiyatından yararlanmaya karşı değildir. Onun karşı çıktığı, yabancı kültürlerin distribütörlüğüdür. Zira bir kere dönüşmeye görsün insan, farkına varmaksızın başka ulusların hizmetçisi olur. Akif yerli yazarın konumunu şöyle belirlemektedir yazısında: “Biz onların edebiyatından yalnız san’at cihetiyle istifâde etmek isteyeceğiz. Yoksa ecnebi emtiasını yerli metâı yerine satmayacağız. Simsarlığın bu türlüsü dolandırıcılık olduktan başka, kendi hissiyatımızın, kendi efkârımızın, elhâsıl kendi hayâtımızın kıyamete kadar işlenmeyerek, ham eşya sırasında kalmasına sebep olur ki hem ayıp, hem günahtır.”
Bir edebiyat dergisinin kendisinden beklenen ilk vasfı yerli olması, ikinci vasfı hür kalemlere fidanlık etmesidir. Kendi topraklarından beslenerek büyümeyen sözler geleceğe dal budak salamaz, kurur gider. Zira edebiyatın öncelikli görevi bir üst dil kurarak milletine tercüman olmak ve nesilden nesile miras bırakılan değerleri koruyup ebedileştirmektir. Bu noktadan hareketle edebiyatçılar, darbelerin hür zihinleri kötürüm bırakacağını bilir ve zihinlerinin istila edilmesine izin vermezler. Zira darbeler öncelikle aklı ve düşünceyi devre dışı bırakarak aydınları köksüz bırakır. Mankurtlaşmaya karşı ilaç, yerli edebiyattır.
Karabatak Dergisi 28. sayısında “Direniş Edebiyatı” dosyası hazırlayarak edebiyatçıların zor zamanlardaki rolünü irdeledi. Türk ve dünya edebiyatından örneklerle zenginleşen dosya, şair ve yazarlar için bir ayna hüviyeti taşıyor. Bu bağlamda Mehmet Sabri Genç, “Bir Direniş ve Hürriyet Şairi: Nazrûl İslam”; Naime Erkovan “Savaş Bitince Edebiyat Başlar”; Ali Sürmelioğlu “Gün Olur Asra Bedel yahut Kalem Olur Vatana Feda”; Şafak Çelik “Aydınlıklar Apartmanı”; Güzide Ertürk “Harlem’de Akan Karanlık Irmak”; Bünyamin Demirci “İşte Bizim Dağımız”; Dursun Güzel “Mehmed’in Türküsü Sakarya’nın Dirilişi”; Meliha Öz “Kıyam Et, Direnme!” ve Mehmet Babalıoğlu “Z Raporu” başlıklı yazılarıyla farklı kültür ve milletlerin varlıklarını sürdürmede bir direniş vasıtası olarak edebiyattan nasıl yararlandıklarını ortaya koydular.
Bu sayının röportaj konuğu, bir gönül insanı olan Belkıs İbrahimhakkıoğlu. “Toprakla İnsanın Arasında Manevi Bir İlişki Vardır” diyerek Müslümanca ve onurlu bir duruşun söz ve sezgilerini okurlarımızla paylaşıyor. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin manevi mirasını korumanın yollarını da açıklayan İbrahimhakkıoğlu, tasavvuftan ahlaka, 15 Temmuz’dan Türk kültür ve düşüncesine dair birçok konuda bizleri aydınlatıyor.
Karabatak Dergisi, yirmi sekizinci havalanışında hür zihinlerin sesi olarak darbeyi ve hainleri bir kere daha lanetliyor.







Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.