Anadolu’yu Kardeşlik Mayasıyla Yoğurdu Hünkâr
A.Ali Ural
On üçüncü yüzyılda yaşamış bir Türkmen şeyhi Hacı Bektâş-ı Velî. Doksan dokuz bin Türkistan pirinin ulusu Ahmed Yesevî’nin manevi rüzgârıyla Horasan’dan Anadolu’ya savrulan bereketli tohum. Yaşadığı dönemin kaynaklarında hayatı hakkında yeterli bilgi yoksa da ne gam. Kendi diliyle “Fakr âleminde nâmu nişanı olmamak daha iyidir/ Aşk hikayesinde dilsiz olmak daha iyidir.”
Hem hikmet ehlinin bıraktığı boşlukları halkın irfanı doldurur: O Kutbu’l-aktâb, Sultânu’l-evliyâ, Burhânu’l–asfiya, Envâru’l-yakîndir. Müslüman Türk yurdu olacaksa Anadolu, Hacı Bektâş-ı Velî gibi bir Türkmen şeyhinin harcı gerektir toprağını karmaya. Ne ev inşa etmeye benzer bu çaba ne çeşme. İnsan inşa etmek ne çetin iştir. Asalet ister her şeyden önce, yetişmek ister bir tasavvuf mektebinde. Anadolu’ya gelirken Necef, Mekke, Medine, Kudüs, Halep gibi manevi istasyonlardan geçmek ister.
Dile kolay tam otuz altı yıl irşad edecektir Hünkâr Anadolu’yu. Tacıyla taçlanacak, hırkasıyla olgunlaşacak, sofrasıyla bereketlenecek, çerağıyla aydınlanacak, sancağıyla dalgalanacaktır. Makâlât’ın ifadesiyle “Ol esrar sözlü ve hoş kelamlı ve latif sözlü ve güler yüzlü”dür Hünkâr. İnsanın cemalini sözünün güzelliğinde görmekte, bir eliyle ceylanı kucaklarken diğer eliyle aslanı okşamaktadır. Nefsin arzuları ve kibir, düşmandan daha tehlikelidir. Zira İblis’in ortağı yapar insanı sezdirmeden.
Canı bahçeye benzetir Hacı Bektâş-ı Velî, “Ey azizim! Can bahçeye benzer, marifet suya. İşte susamış bahçeye su ne yaparsa, marifet canı da öyle yapar,” der. Tevhid ağacından hakikat yemişini koparmamızı bekler bizden, her ne arayacaksak kendimizde aramamızı. Sevginin nelere kadir olduğunu aşk ehli bilir. “Bülbüller şevke gelir, gül açar bağımızda/ Hırslar, kinler yok olur aşkla meydanımızda,” şiarıyla kalplerde taht kurar Hacı Bektâş-ı Velî.
Ona göre insan küçük bir kâinattır. Yedi kat yer ve gök gibi yedi kattır insan bedeni. Kömür, ağaç, yıldırım ve cehennemin ateşi vardır da iç dünyasının dört ateşi yok mudur insanın: “Mide, şehvet, soğukluk ve muhabbet.”
Karabatak 59. sayısının dosya konusunu Hacı Bektâş-ı Velî olarak seçti. İlim ve sanat ehli, makaleler ve denemeler kaleme aldı hatırlayalım diye Hünkâr’ı. Bir mecmuada cem ve nefes oldular. Aynı resme değişik vechelerden bakarak yeni pencereler armağan ettiler münevverlere. Binlerce şükür.
Başta dosyanın editörlüğünü üstlenen Prof. Dr. Ahmet Nedim Serinsu olmak üzere ilim ve sanat ehline bu vesileyle bir kere daha şükranlarımızı arz ederiz. Bu ilmi ve fikri malzemenin ülkemiz edebiyatında yeni konular, yeni içerikler, yeni üsluplar, yeni kelimeler ve yeni edebi ürünlere ilham vermesini umuyoruz. Bundan da önemlisi kardeşlik bilincimizde bir çerağ olmasını bekliyoruz çabalarımızın.
Öte yandan önemli bir röportajla daha karşınızdayız bu sayımızda. “İnsan kendi noksanlıklarıyla yüzleşerek büyür,” diyerek kişiyi kendini bilmeye davet eden Kemal Sayar, Şule Kala’nın sorularını cevaplandırdı. Psikiyatrist ve şair kimliğinin yanı sıra bir hikmet ziyafetiyle zenginleştirdi dergimizi.
Karabatak, nice hazinelerle bir kere daha kanatlarını açtı.







Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.