Ramazan ve Edebiyat
Ali Ural
Güzel ahlaktan yoksun bir ritüeller yumağı değil din, güzel ahlakla tamamlanan bir kulluk şöleni. Bu yüzden ilmek ilmek dokunması gerekiyor insanın ilâhî öğretiyle. Allah kelamına ihtiyaç var bu örgünün gerçekleşebilmesi için. Kur’ân-ı Kerîm’e ihtiyaç var. Fakat bilginin eyleme dönüşmesi kolay değil. Bilginin bir atmosfer içinde verilmesi gerekiyor kalbe kök salabilmesi için. Aksi takdirde en küçük bir rüzgârla yerini ve işlevini kaybedebilir. Kur’ân-ı Kerîm’in ramazan ayında nazil olması bu yüzden armağan üzerine armağandır.
Ramazan başlamayı kolaylaştırıyor. Toprağı yumuşatıyor yaz yağmuru. Tohumu kabul edebilmesi buna bağlı. Her ramazan bir besmele bu manada. Ramazanda yalnızca oruca başlamıyoruz. Topyekün bir seferberlik halinde “insan” olabilmek için çekiyoruz besmeleyi. Zira insan gerçek anlamda ancak Allah’ın adını anarak başlayabilir.
Ramazan bizi korumak için geldi. Hani filmlerde olur ya; siperde bekleyen asker arkadaşına “Sen koş! Ben seni silahımla korurum!” der. Hakikati gördüğü hâlde ona yönelme cesaretini bulamayanların ne sadık koruyucusudur Ramazan… “Ey iman edenler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de oruç farz kılındı. Ta ki korunasınız.” (Bakara, 183)
Ramazan, insanın muhafızıysa edebiyatın da muhafızıdır. İnsan ve edebiyat ne zaman ayrı düşmüş! Şair ve yazarlara düşen kendilerini koruyan ramazanı eserleriyle koruyarak borçlarını ödemeleridir. Ahmet Rasim, bütün minareler ışıl ışıl aydınlatılmışken Süleymaniye’nin minarelerinin karanlık bırakıldığını görüp kalemini kınından çıkarmıştır bir ramazan akşamı: “Ne mübarek akşam… Ne hazin bir görünüş… Bu ne terkedilmiş manzara… -Yarabbi! Sen Süleyman ve Sinan’ın ruhlarına teselliler ver!”
Yahya Kemal’in Atik-Valde’den İnen Sokakta adlı bir şiiri vardır ki dokunur kalbe: “İftardan önce gittim Atik-Valde semtine,/ Kaç def’a geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,/ Sessizdiler. Fakat Ramazan mâneviyyeti/ Bir tatlı intizâra çevirmiş sükûneti…” mısralarıyla başlayan bu şiirde neşesizliğin bile bir neşesi vardır ki imrenilir. Yahya Kemal “Madem ki böyle duygularım kaldı çok şükür,” diyerek kendini teselli etmektedir, dindar insanlara olan hayranlığını ifade ederken. Bir top gürültüsüyle sahilde gün bitmiş, oruçlar bozulmuştur. İşte o anın fotoğrafını çekmiştir şair: “Bir nurlu neş’e kapladı kerpiçten evleri./ Yârab nasıl ferahlı bu âlem, nasıl temiz!/ Tenhâ sokakta kaldım oruçsuz ve neş’esiz…”
Karabatak 79. Sayısında “Ramazan ve Edebiyat” dosyasıyla okurlarının ramazanını tebrik ediyor. Başta Dr. Tolga Keskin, Prof. Dr. Ahmet Nedim Serinsu, Prof. Dr. Türkân Alvan ve Mustafa Özçelik olmak üzere dosyamızın oluşmasında omuz veren bütün ilim ve sanat ehline teşekkür ederiz. Ahmet Özhan da bu anlamlı sayımızı taçlandırarak Hümeyra Yabar’ın sorularını cevapladı. Projektör sayfamızın konuğu ise şair Ahmet Can oldu. Karabatak her zaman olduğu gibi derinlikli bir edebiyat ve sanat birikimini kanatlarında taşımaya devam ediyor. Şiirler, öyküler, denemeler görsel sanatlarla bütünleşerek bir kültür iftarına davet ediyor bizi.







Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.