Türkistan ve Edebiyat (Karabatak #77)

₺200,00

Röportaj: Sabir Rüstemhanlı

Kategori:

Türkistan ve Besmele

A.Ali Ural

Türk’ün besmeleyle mayalandığı topraklara Türkistan denir. Sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği tartışılsa da ehlikalp ittifak eder ki Türk’ün besmele çektiği her yerde Türkistan rüzgârları eser. Müelliflerin dudaklarını, kitapların sayfalarını, cümlelerin fiillerini işte bu rüzgâr harekete geçirir. Devlet ve hikmet kol kola girip yürümeye başladığında, başlangıçları sonsuzluğa eviren de o kutlu sözden başkası değildir. Allah’ın adı şuurla anılmaya görsün; zihinsel bir fetih başlamış, mehterbaşı saf tutan cengâver ruhları dalgalandırmıştır. Zihinler genişlemeye başlayınca beldeler de genişlemeye başlar. Fetihten yoksun bir dünya, insandan ve kelimelerinden yoksun bir dünyadır.

Yusuf Has Hacip, adını Kutadgu Bilig/ Devlet Olma Bilgisi koyduğu ve yalnız Uluğ Buğra Kara Han’a değil gelecek zamanların bütün hakanlarına hitap ettiği eserine şöyle başlar: “Her şeyden önce kâdir ve bir olan Tanrı gelir, sonsuz hamd ve senâ da ancak O’na lâyıktır./ Büyüklük sâhibi, kâdir, zü’l celâl; yaratan, türeten ve kudretin kemâline sahip olan Tanrıdır…// O seçkin Resûl’e salât ve selâm, yine arkadaşlarına selâm ve ihtirâm./ Muhammed peygamber yaratılmışların başıdır, o bütün bunların göz üstünde kaşıdır.”

Hoca Ahmed Yesevî, dervişlerini Anadolu’ya göndermeden Muhammedî hikmetle donatır. Donatır ki Anadolu da Türkistan olsun. Onun da kelimeleri Yusuf Has Hacip gibi besmele kaynağından fışkırır Divan-ı Hikmet’inde: “Bismillahla başlayarak hikmet söyleyip/ Taliplere inci, cevher saçtım işte.”

Türkistan topraklarında ne inci tükenir ne cevher! Kaşgarlı Mahmud’un destansı eseri Dîvânı Lugâti’t-Türk’ün girişi de istikametin bir başka veçhesidir: “Esirgeyen, koruyan Tanrının adıyla, her türlü öğüş, büyük iyilikler, güzel işler sahibi olan Tanrı adı içindir. Halkın en uz dillisi bitkin, en sağlamı çürük olduğu bir zamanda Tanrı, Cebrail’e açık anlatış ve her yönünü bildiriş ile Muhammed’e -içerisinde haramı helâli anlatan- Kur’an’ı gönderdi; böylelikle öz yolu belli etti; belge ve kılavuz koydu. Tanrı’nın yarlığaması onun ve onun yararlıklı çoluğu çocuğu üzerine olsun; büyük esenlikler versin.”

Türkçenin tacı olan bu büyük eserin en parlak taşının besmele olması da gösteriyor ki Türkçemizi Türkistan yapan Tanrı buyruğudur.  “İndi, bundan sonra Muhammed oğlu Hüseyn, Hüseyn oğlu Mahmud der ki: ‘Tanrının devlet güneşini Türk burçlarında doğurmuş olduğunu ve onların mülkleri üzerinde göklerin bütün teğrelerini döndürmüş bulunduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne ilbay kıldı. Zamanımızın hakanlarını onlardan çıkardı; dünya milletlerinin idare yularlarını onların eline verdi; onları herkese üstün eyledi; kendilerini hak üzere kuvvetlendirdi. Onlarla birlikte çalışanı, onlardan yana olanı aziz kıldı…”

Devletin izzeti de sözün izzeti de “Azîz” olana intisap etmekten geçer. Edebiyat her vadide başı boş dolaşmak değil bütün vadilerin Rabbinin armağan ettiği dilin hakkını vermek, onu tahribin değil ihyanın bir vesilesi kılmaktır. Varsın Dedem Korkud bağdaş kurup otursun söz meclisine ve o da hikâyelerini besmeleyle taçlandırsın: “Allah Allah demeyince işler düzelmez, kadir Tanrı vermeyince er zenginleşmez. Ezelden yazılmasa kul başına kaza gelmez, ecel vakti ermeyince kimse ölmez…”

Madem böyle der Dedem Korkud, bize düşen Karabatak’ın 77. sayısında Türkistan rüzgârlarını kanatlarının altına alıp uçmasıdır. “Türkistan ve Edebiyat” dosyasıyla merhaba demesidir okuruna. Bu yükselişe emek veren ilim ve sanat ehline müteşekkiriz. Unutulmasınlar hiç ve mizanlarında Türkistan da olsun. Bu seçkin topluluğun adına röportaj konuğumuz olan Sabir Rüstemhanlı’nın sözleriyle noktayı koyuyoruz: “Öyle şeyler var ki tarih kitaplarında yazmaz.”

Karabatak bu sayısında da çok önemli bir konuyu dosya bölümünde ele alıyor. Türkistan ve Edebiyat. Türkistan’ın neresi olduğundan sınırlarının belirlenmesine, kültürel değişimi ve baskı dönemlerinden edebiyattaki akımları ve günümüz edebiyatına kadar çok yönlü ve kapsamlı ele alan yazılarla dosya bölümünü hazırladı. Konunun uzmanları olması yanı sıra doğrudan bölgenin yazarlarına konuyu anlatmaları için sayfalarını açtı Karabatak. Bu sayının Türkistan’ı tanımak, anlamak; edebiyatını, kültürünü görmek için çok önemli bir boşluğu dolduracağına inanıyoruz.

Bu sayımızda röportaj konuğumuz Türklüğün yılmaz hadimi Sabir Rüstemhanlı. “Öyle şeyler var ki tarih kitaplarında yazmazlar. Aksine bunları unutturmaya çalışırlar,” diyen Rüstemhanlı, Türkistan hakkındaki sorularımıza ufuk açıcı cevaplar verdi. Bölgenin ve kültürün nasıl dönüştürüldüğünü, amacın ne olduğu ve bu dönüşümü engellemek için neler yapıldığını açıklıyor okurlarımıza.

Projektör konuğumuz ise “Edebiyat bana yavaşlamayı, etrafıma daha dikkatli bakmayı öğretti,” diyen Hande Aydın. İkinci öykü kitabı “Melekli Oda” ile okurlarının karşısına çıkan Aydın’a öğretmenlik ve yazarlık arasındaki geçidi sorduk.

Karabatak 77. sayısında öyküleriyle öne çıkıyor. Atlıkarıncadan kaçan atlar, sandıkta kilitli kâğıtlar, kilimhanede dokunan motifler, saksağan kuşları, gizli günahlar ve Kapalıçarşı’ya gider gibi hapse girip çıkan kahramanlar dikkat çeken kurgularıyla bu sayımızda olacak.

Deneme yazılarımızda Hasan Akay, evrenin yaratılışında ilk üç saniyede Yaratan’ın tecellisini, “ol” deyişindeki hikmeti ve büyük patlamayı bilimsel nazariyeler ışığında anlattı. Süleyman Unutmaz, Ece Ayhan’ın “Bir aşka kaç hayat sığar?” sözünden mülhem, bir yazıya kaç hayat sığar, sorusunun cevabını aradı.

Gezi yazılarımızda F. Hande Topbaş, tarihimizde ve bestelerimizde önemli yerleri olan Aynalı Kavak, Ihlamur ve Maslak Kasırları’nı gezdi.

Poetika bölümümüzde Hasan Akay, Behçet Necatigil’in “kemik” şiirinden yola çıkarak “Şiirden sızan kan”ı kaleme aldı. Başta Gazze olmak üzere, acının ve vahşetin hüküm sürdüğü bir dünyada şiir yazmak mümkün mü diye düşünmemizi istedi.

Tiyatro bölümümüzde Derya Özer, Oktay Arayıcı’nın geleneksel tiyatromuzla epik tiyatro anlayışını sentezleyerek sahneye koyduğu Rumuz Goncagül oyununu Karabatak için değerlendirdi. Oyunun ilk defa sergilendiği 1971 yılından günümüze, evlilik kavramı ve toplumsal beklentilere farklı tiplemelerle ışık tuttu.

Bu arşivlik sayısıyla tekrar ve tekrar Karabatak göklerde…

Karabatak Dergisi’nin 1 (Bir) yıllık aboneliğini kapsamaktadır.

Bu adresten erişebilirsiniz: https://karabatak.org/abone

Karabatak, iki ayda bir çıkmaktadır. Yıllık aboneliği satın aldığınız ayla birlikte, toplam 6 adet Karabatak dergisi, yayınlandıkça size kargolanacaktır.

Kargo ücretsizdir.

Ayrıca önceki sayılardan üç sayı hediye.

Google Play mağazalarındaki Karabatak e-dergileri için tıklayınız: https://play.google.com/store/books/author?id=karabatak.org

iPhone kullanıcıları, uygulama mağazasından (App Store) Google Play Books ( https://apps.apple.com/us/app/google-play-books/id400989007 ) uygulamasını kurmalıdır. Google Play Books uygulaması içerisinde “Karabatak” diye aratarak e-dergiye erişebilirsiniz.

Değerlendirmeler

Henüz değerlendirme yapılmadı.

“Türkistan ve Edebiyat (Karabatak #77)” için yorum yapan ilk kişi siz olun

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir