şarkı kıpırdadığında şakıyanlardansın sen de
‘yolların birbirini …’ cümlesindeki kesik hayatlardan
her iklim yerinden eder yerini inceltir
gökyüzüne ağlayınca gözlerin dokunabilir
biraz cesaret! -bir bardak çay gibi- bulunabilir
diyor anneannem, atkıları erkeklerin, bir düz bir ters
ancak ilerlediğinde motifi güzelleşir ellerin
siste mi kalmalıyım adımların iz bırakıp da gittiği
sevgili rüzgâr es geçme hikâyemi
uzak mevsimlerimizi yakın suskunluğundan bil
aklım karışık değil bölünmüş aklım
şu çengeli nereye bilemediler aklım
ezan başlıyor başlatıyor göğü en baştan
sonuna kadar bakıyoruz beyaz-mavi-gri
parçasız bütün. aklım değil aramızdaki
gök parçasız hep bütün. ne zaman zorlandı bağlar
dizler zorlandı, yine de kopmasa şu nazlı sicim
olsun boynumda olsun yolun sonu mu olsun yol hiç biter mi
kopmasın büsbütün sıkı tutunsun ismim mesela
(her şeyi anlatabileceğimden emin değilim)
olsun geçmişimde olsun çocukluğum sevdiklerim
yanlışı değil boynumu kurtarıyorum olsun
şarkı kıpırdıyor işte altı ve üstü kalbimin
demek bulutlar gri de olsa süzülüyor gün
gitsem de nice hıçkırık anlaşılır ellerimde
dedim: şehri nereye savunsam kalelerinden
senden kaçsam hangi treni unuturum
varsa yoksa zamanlanmış biletleri dünyanın
güllerden zamanı çekip çıkartsak ne olur
okkasında şerbetimiz alnımızda tükenmez rengimiz
başa sarar içlendiğimiz savaş, ya diyemediklerimiz
son güç kuvvet umut olsun dedim saklanmadan evvel:
uykunu ver, sabah öğle ve akşamı bölmeden bir gün
ağır açılan her kapı ağır okunur
‘ben dertliyim diye etme şikayet, ömrüm’
‘ben’ diyen türkünün dumanı tütüyor ‘o’ diye
içleniyor nasıl da ‘bize’e kıvrılıyor yolu
yağmur işte incecik, yine de ıslanmıyor muyuz
bulanıyoruz çamura da güneşe de dolanıyoruz
dikenli yolda topluyoruz eteklerimizi
gerekçeli gerçekleri bunlar hayatın
bunlar hayatın hala konuya giremeyen tarafı
keskin viraj yavaş alınmazsa … üstüne titrediğimiz bu kapı
şarkı kıpırdayacak korkuyorum uzaklaşıyor konu
gören duyan taşıyan taşan telaşlanan yok mu?
her şeyi anlatabileceğimden emin değilim