Hayatın her evresinde bulunan bir eylem midir okumak? Gündelik hayata bir gözlem yapacak olursak, okuma eyleminin yapılmadığı zaman azdır. Ancak okumaktan kasıt nedir ve herkes için aynı değerde midir?
İnsan mükemmel bir idrake sahip bir varlıktır. Bu vasfıyla kâinatı bir kitap olarak ele alıp, onu okumaya gayret eder. Tabi ki kitap olarak görülen kâinat karşısında her zaman istenilen düzeyde okuma gerçekleşmeyebilir. Bu noktada idrakimizin soluğunda kesilmeler yaşayabiliriz. Her zaman bir altyapı çalışması bulunması ve insanın bir yerlerden enerji alması gerekebilir. Bu safhada devreye kitaplar girer, burası önemli bir aşamadır.
Arthur Schopenhauer, Okumak Yazmak ve Yaşamak Üzerine adlı kitabına manidar bir başlıkla başlıyor. “Okumak insana ne kazandırır?” Okurken düşünmeli demek ki insan ne kazandığını. Öncelikle okumanın ne olduğunu anlamakta fayda var: “Okumakla harfler sözcüklere, sözcükler cümlelere, cümleler de daha büyük bir anlamda derlenip toparlanır. Tek başına belki bir şey ifade etmez sözcük, ancak bir cümlede bulununca onun değeri vardır.” İnsan da bir nevi böyledir, toplumdadır ve toplum içinde değerlidir. Ancak kendini toplumdan çekip bir ‘ben’ olarak kalırsa dağılmaya mahkûmdur. Sözleri anlamsız hal alır, özünde bozulmalar meydana gelmeye başlar. Burada tekrar Schopenhauer’a kulak vermekte fayda var… Diyor ki Schopenhauer; “Boş sözler özünü dağıtır, özsüzlüğü sözünü boşaltır. Dağıldıkça keyfileşir, keyfileştikçe zorbalaşır.” Bu noktada insan için toparlanmaya çalışmak büyük önem arz eder. Kendini toplama işlemine de okumak ve düşünmek zemin hazırlar. Ancak bugün öyle bir haldeyiz ki, kitap okumak insanların boş zamanlarını değerlendirmek için yaptıkları bir aktivite haline geldi. Şu soruyu sormadan geçemeyeceğim; kitap okumak boş zaman aktivitesi ise, peki dolu geçen zaman nedir insan için? Bu sorunun cevabında da Schopenhauer yetişiyor imdadımıza ve çok manidar bir cevap veriyor. “Sana verilen işi yap, yoksa aç kalırsın.” Bana gayet çarpıcı gelen bir cevaptı bu. İnsanın aklına hemen kölelik denilen kavram geliyor. Bugün adını sıkça zikrettiğimiz demokrasi kavramına ne kadar uzak bir kelime olarak biliriz köleliği. Schopenhauer’un sözüne dönüp bir daha baktığımızda o köleler içinde kendimizi görür gibi oluruz. Modern dünya içinde yaşayan modern köleler. Düşünmekten uzak… Düşünmeyi unutmuş ve okumayı boş zaman aktivitesi olarak ele alan bir yapı. Makineleşmiş bir insanlık olarak hayata devam eden bir kitle mevcut. “Bize lazım olan düşünmek… Ne yapıp edip birkaç asırdır bigânesi olduğumuz tefekkürün tekrar divanesi olmalıyız.” Düşünceyle uğraşan insan sıradan bir insan değildir. Bir yeteneğe sahiptir, onun mükemmel bir yeteneği vardır. Türkiye’nin ruhu olarak tabir ettiğimiz merhum Cemil Meriç bunun manidar bir örneğidir. “Kimim ben? Hayatını, Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi.” İşte Cemil Meriç bir fikir işçisidir; hayatını Türk milletine adamış, milletin sorunlarıyla iki büklüm olmuş entelektüel bir şahsiyet.
Meriç’in hayatına göz atacak olursak okumayı, düşünmeyi ve yazmayı kendine iş edinmiş bir portre çıkıyor karşımıza. Bunu ne amaçla yapmış, sorgulanacak diğer husus da budur. Kazanç elde etme veyahut şöhret tutsaklığı içinde bulunan bu tür kişilere yazar deniyorsa, Cemil Meriç’e asla yazar diyemeyiz. Bugün bile tam olarak anlayamadığımız Cemil Meriç milletine fayda sağlama aşkıyla okumuş, düşünmüş ve yazmıştır. Meriç de okumuştur, okumaktan bıkmamış ama onları sentezlemiş, düşünce dünyasında okuduklarına şekil vermiştir. Meriç’in Bu Ülke kitabında geçen “zekânın tavırlarını efendileştirmek için okumak zorundayız” sözü sadece okuma eyleminin ne manaya geldiğini belirtmede önem arz eder. Bu cümleden anlayacağımız bir sonuç da düşünme eyleminin daha önem verilmesi gereken konu olduğudur. Düşünmeden yapılan okuma faaliyeti zihni körleştirir ve insan belli zaman sonra başkalarının söyledikleri olmadan hareket edemez. Okunanlar beyin süzgecinden geçirilip bir fikir ortaya çıkarılır, bütün okunulanlar insan beyninde yer edemez, bu kesinlikle bir hamallıktır.
Diğer bir konu insanın okuduğunu, düşündüğünü ve ortaya çıkardığı fikirleri hayata geçirmesidir. Yani o yönde hayatını idame ettirmesidir. İnsan kendi düşünce dünyasında ve değerleri nispetinde bir yaşama biçimi ortaya koyar. Bu durum her durumda olduğu gibi genel olarak bütün insanların yaptığı bir olay değildir. Bazı kimseler düşündüğünü ortaya koyar o nispette hayatını sürdürür, diğer bir kısım ise yaşamaya başlar ve bu yaşantı onun düşüncelerini etkilemeye başlar. Yaşantısıyla düşünceleri değişen insan okyanusun ortasında şiddetli dalgalara maruz kalmış ve kaptanı olmayan bir sefine gibidir. Dalgalar onu alır ve istediği yöne sürükler.
Related Posts
NİNNİ
Söyleyin sessiz, sessiz, sessiz,Söyleyin fısıltıyla bir ninni;Aydan öğrenir yetim,Gökyüzünde yavaşça süzülen. Bir şarkı söyleyin tatlı yumuşak,Çakıllardan akan kaynaklar…
ANDAY’IN ARZUSU
tamirhanede otomobillerotomobillerin benzini yokbenzin pahalıama hepsinin dışındaTarlabaşı’ndan Unkapanı’nayayan gideriz akşamlarıne gariptir yürümek arzusu – kırlarımız çalınmasaydıtavşanlar koşuşurdu oradatüfekleri…
Çil
Bu lavabo sallanır. Sallanmasın diye denenmedik yol bırakmasak da sallanır. Türlü türlü çiviler, altına dayadığımız kalın tahtalar kâr…
Misket
Çıt… Çıt… Çıt…Üç kere sekti misket mermerin üzerinde. Sondan üçüncü basamağa misketi hafifçe bırakıp diğer ikisinden inmesini izliyordu…