Üç yıllık bir aradan sonra sıla-i rahim nasip oldu, ana-baba ocağı Rize’ye gittim. 10 gün kalarak akraba ve dostlarla hasret giderdim, çocukluğumun geçtiği topraklara ayak bastım, yeşilin binbir tonu ile gözlerimi, kuş sesleriyle kulaklarımı dinlendirdim. Bu satırları Rize’nin İyidere ilçesinin Yapraklar Köyü’nde, anamın 80 yaşından sonra baba ocağını tüttürmemiz için yaptırdığı denize nazır evde yazıyorum.
Yazı yazdığım masada âdeta bana göz kırpan bir kitap/defter var: “Rize Defteri”. Seyahatlerimde yanıma gittiğim yere uygun yayınlar almayı itiyad hâline getirdim. Yolculuk Rize’ye olunca, okunmayı bekleyen bir sürü kitap ve dergiden “Rize Defteri”ni seçtim. Dergâh Yayınları, Anadolu Kitaplığı adı altında neşrettiği kitaplara geçen yıldan itibaren Rize Kitapları ile yeni bir pencere açtı. Bana Anadolu fikriyatının mümtaz dâva adamı Remzi Oğuz Arık’ı hatırlatan Anadolu Kitaplığı, Dergâh Yayınları’nın kurucusu, değerli ağabey Ezel Erverdi’nin ticarî hesap yapmadan başlattığı, daha çok memleketi Erzurum’a dair kitaplara yer veren bir yayın faaliyeti iken, Rize’nin seçkin evladı, aziz dost İsmail Kara’nın önayak olmasıyla su yüzüne çıkan Rize Kitapları için Ezel Ağabey’in hayrülhalefi Asım Onur Erverdi’yi kutluyorum.
“Rize Defteri 1” bu yayınların 4. kitap/defteri. Geçen yıl İshak Güven Güvelioğlu’nun hazırladığı “Rize Bibliyografyası” ile “Rize Şer’iyye Sicilleri 1,2” yayımlanmıştı. İlkini Ümit Erkan, ikincisini Arzu Pehlivan Yıldız hazırladı. Ayrıca, İsmail Kara’nın daha önce Dergâh Yayınları’nca neşredilen “Yusuf Karalı Hoca” kitabının yeni baskısı yapıldı.
“Rize Defteri 1”in sunuş yazısında İsmail Kara Rize Kitapları Dizisi’nin hedef ve esasını şu şekilde ifade ediyor:
“Rize Defteri neşriyatının da içinde yer aldığı Rize Kitapları Dizisi’nin kısa ve uzun vadeli bazı hedefleri ve bunlara paralel bazı kitap yayın projeleri var.
Rize şehrinin ve civarının hem değişen ve yenilenen, hem de devam eden ve sürdürülmesi gereken unsurlarını, mevcut ve muhtemel problemlerini, bugün için varolan kuvvet ve zaaflarını imkânlar elverdiği ölçüde araştırarak, tespit ederek yapıcı bir üslûpla yazıya geçirmek, kayıt altına almak herhalde ilk zikredilmesi gereken husus olmalı. Bunun yanında mevcut belge, bilgi ve kayıtları daha vasıflı, daha yaslanılabilir hâle getirmek; meseleleri tartışmaya ve tenkide açmak düşüncesi de var. Netice itibariyle Rize’nin ve Anadolu’nun büyük tarihine ve hayli ihmale uğramış mahallî kültürüne mütevazı, fakat güzel bir katkıda bulunmak, bozulma ve tahribe karşı muhafaza ve devamlılığı sağlama düşüncesini kuvvetlendirmek, nihayet kendi sınırları içinde Türkiye için daha iyi bir gelecek inşası fikrine destek vermek niyeti hedeflerin ve projelerin esasını teşkil ediyor.”
“Rize Defteri”nin kapak tasarımı, estetik düzeyi yüksek çalışmaları ile tanıdığımız Salih Pulcu’ya ait. Kapak fotoğrafındaki sırtını dağa yaslamış, önünde deniz, klasik tarzdaki binalarıyla küçük bir kasaba hüviyetindeki 19. yüzyılın Rize şehri bizi uzak geçmişe götürüyor.
Editör İsmail Kara’nın ifadesiyle, “süreli yayın gibi her sene bir cildi çıkacak olan kitap-dergi karışımı bir neşriyat olarak planlanan Rize Defteri”nin elimizdeki nüshasının İçindekiler’e baktığımızda bu şehrin ana karakteristiğini ele veren bir münderecatla karşılaşıyoruz. Sadece bu Defter’i okumakla Rize hakkında esaslı bir kanaate sahip olabiliriz. Bu yönüyle inşallah her yıl yayımlanacak olan Rize Defterleri ile memleketim, hakkında yapılan neşriyat bakımından ülkemizin en şanslı illerinden olacak. İçindekiler 5 bölümden oluşuyor:
Araştırmalar ve Derlemeler bölümünde üç yazıya yer verilmiş:
Davut Hut’un, Doğu Karadenizde Geleneksel Dokumacılık: Rize Keten Bezi (Feretiko) ve Sosyo-Ekonomik Etkileri yazısı ile İshak Güven Güvelioğlu’nun Rize Eğitim Tarihine Bir Bakış yazısı araştırma niteliğine bihakkın sahip emek mahsulü çalışmalar. Yalnız bilgi aktarmıyorlar, titiz bir araştırma ile konuyla ilgili görsel malzemelere de yer veriliyor. Murat Ümit Hiçyılmaz’ın Rize’nin Pazar ilçesine bağlı Başköy Mahallî Konuşma Sözlüğü derlemesi de fevkalâde bir gayretin ürünü. Konuyla ilgili kaynaklardan da yararlanarak derlenen sözlük, bir köyün sınırlarını aşan, Doğu Karadeniz bölgesine mal edilebilecek nitelikte.
Biyografiler-Tipler bölümü Ali Adem Yörük’ün Osmanlı Hukuk Eğitiminin Son Devrinde Üslûp Arayışları ve Rizeli Hafız Kasım Efendi (Varlı,1876-1971) ile başlıyor. 1908-1924 yıllarında hukuk eğitiminin ne idüğü mufassal bir şekilde ortaya konuyor. Bu yetkin inceleme yazısı ile bir kişi üzerinden dinin bu eğitimdeki belirleyici rolü açıkça öne çıkıyor.
Özellikle, mûsıkîmizin temel kaynaklarından olan “Türk Mûsıkîsinin Nazariye ve Esasları” kitabı ile tanıdığımız ve takdir ettiğimiz Ekrem Karadeniz’i tanıtan İstanbul’da Bir Bestekâr, Nazariyatçı ve Sahaf başlıklı yazı aynı zamanda bir vefa numunesi. Yazarı Kâmil Büyüker’i kutluyorum.
Mahmut Dilbaz imzalı Güneyce’den Yemen’e Bir Ömür / Alay Müftüsü Vardalı Alemdarzâde Hacı Recep Hilmi Efendi başlıklı inceleme, bir şahsı tanıtmanın yanı sıra unutmaya yüz tuttuğumuz bazı gerçekleri de bize hatırlatıyor. “Güneyce’den Yemen’e” ibaresi, uçsuz bucaksız Osmanlı mülkünü işaret ediyor. Ayrıca, 1865-1912 yıllarında yaşamış Recep Hilmi Efendi’nin Varda / Hacı Şeyh Köyü’nde (şimdiki Güneyce) doğup, medrese eğitimi alarak alay müftüsü olması ve de Osmanlı ordusunda alay müftülerinin bulundurulması hafızamızda yer etmeli. Bu hususiyetler günümüzün daralan ufku ile tezat teşkil ediyor.
Öykücü olarak tanıdığımız Melek Paşalı’nın öykü tadında bir portre denemesi olan Derdinden Derman Yaratan Bir Kadın: Firdevs Hala yazısı Rize Defteri’ne ayrı bir renk katmış. Her sayıda böylesi yazılar olmalı derim. Yazıda bir köylü kadının ruh dünyasında barındırdığı zenginliklere ışık tutulmuş.
Ünlü bestecimiz Saadettin Kaynak’ın Rizeli olduğunu bilmiyordum. Kaynak’ın “Yanık Ömer” şarkısının öznesi, bestecimizin yaşayan tek çocuğu Ömer Feyyaz ile babası hakkında Cemal Kalyoncu’nun yaptığı röportaj, mûsıkîmizin bu dev isminin bilinmeyen yönlerini açıklıyor.
Röportajlar bölümünde ikinci olarak, 3000 civarında etnografik objeyi toplayarak olağanüstü bir koleksiyona sahip olan Rizeli Murat Hutoğlu ile ölümünden kısa bir süre önce yapılmış bir röportaja yer veriliyor. (Hemen hiç tashih olmayan “Rize Defteri”nde nazarlık kabilinden bir tashihle Ümit Erkan’ın yaptığı bu röportajda karşılaşıyoruz. Hutoğlu tanıtılırken “eser-i antika” meraklısı deniliyor. Doğrusu “antika” değil, atika. )
Bana “Rize Defteri’nde en beğenerek, zevk alarak okuduğun yazı hangisi oldu” diye sorulacak olsa, hiç düşünmeden Hatıralar bölümünde yer alan, Tarih Olmuş Hakikatler / Güneyce’den Birkaç Hatıra başlıklı denemeyi zikrederim. Yazının Yağmur Duası bölümünü Dergâh dergisinde okumuş, tadı damağımda kalmıştı. Yeniden redakte edilen ve Köyde Çocukluk Ramazanları ve Bayramları bölümleri eklenen bu güzelim yazıya fotoğraflar da konulunca “Rize Defteri” metni ayrı bir değer kazanmış oldu. Bu yazıyla zengin gönül sofrasını bize açan İsmail Kara’nın eline, gönlüne sağlık.
“Rize Defteri 1”e bir de Ekler bölümü konmuş. Bu bölümde Rize Valisi Derviş Hüseyin Hüsnü Uzgören’in daktilo ile yazılmış 50 sayfalık Rize Vilayetinin Genel Durumuna Ait Rapor’una yer verilmiş. Rapor 1941 yılında kaleme alınmış.
“Rize Defteri 1” gerek içeriği, gerekse estetik düzeyi ile diğer illere de örnek teşkil edecek bir yayın. Dikkat çekici bir yanı da yeni araştırmacıları yayın hayatımıza kazandırması. Pek tanınmayan bu yeni isimlerin yazıları yazım, kaynak kullanma, notlar yönünden profesyonel araştırmacıları, yazarları aratmayacak türden. Bunda yazılara belli bir form kazandırdığını sandığım editör İsmail Kara’nın katkısı olsa gerek. Sözün burasında bir hatırlatmada bulunayım. Pek tanınmayan bu yazarlar 3-5 satırla da olsa tanıtılırsa uygun olur sanırım.
Emeği geçen herkese takdir ve teşekkürlerimle, kitap/dergiye uzun ömürlü bir yayın hayatı diliyorum.
Related Posts
ŞİİRİN BİR SAVUNMASI
Her geçen gün yeryüzünde bir bataklık halinde vaveylaların kulağımızı tırmaladığı bir dünya portresi göz önüne seriliyor. Bu iç…
MUTLULUK
Sordum, hayatın anlamını öğreten hocalara:Mutluluk nedir, söyleyin bana.Ve binlerce adam çalıştıran meşhur patronlarındayandım kapılarına.Hepsi de başını sallayıp gülümsedi…
DENKLİK KORKUSU
Neye benzer beyazı alırsak bir zencinin dişindenBir diri neye benzer iskeletsizÇekilin!Diz çökecek mi peki?Bekletip durun aranızdaYıllarca inanmadanİki göz…
Faust: İplerini Kesen Kukla
Eski bir kukla eski bir hakikati anlatmak için yeniden sahneye çıktı. Yaptığı sözleşmeyi gizlemedi, alt edeceğinden emindi rakibini.…