Çocuklar tezgâhtaki balıklar gibi yan yana yatıyorlardı. Anne ayaklarının hemen dibinde örgü örüyor, ara sıra dört çocuğu göz ucuyla süzüyordu. Altlarında ince bir minder, üstlerinde parça kumaşlarla kılıflanmış yorgan, zayıf yastıklarında derin uykudaydılar. Kısa yorgandan annelerinin aynı kumaştan diktiği pijamaları görünüyordu. Baba gelecekte duyacağı pişmanlıklar ile meşguldü. Anne nöbet tutuyordu. Fare nöbeti…
Tırtt tırtt ! Anne dalan gözlerini açtı. Çocuklar uyuyor.
Fareler yarışır gibi tahta tavanı boydan boya turluyorlardı. Aralıklı tahtadan bazen kuyrukları sarkıyordu aşağıya. Anne köydeyken bir adamın kulağını farelerin yediğini duymuştu. Adamın lakabı bu yüzden Kulaksız İsa diye kalmıştı. Anne çocukların kulaklarını korumak için gecelerce her tıkırtıda uyandı. İlk zamanlar fare cıyaklamalarını kapı gıcırtısı sanıp kapıya gidip geliyordu. İkisini birbirinden ayırması zaman aldı.
Viyyk viykk! Anne dalan gözlerini açtı. Çocuklar uyuyor.
Sanki kadıncağız ile dalga geçiyorlardı. Bir süre sessiz kalıp gözlerinin kapanmasını bekliyor, tam uyuyacak olduğunda aralarında bir şey yuvarlıyorlardı. Bazen kaybolan çorap eşleri sarkıyordu fare kuyruğu yerine. Fareler geceleri anne ile oynuyordu, çocuklar gündüzleri fareler ile…
Takur tukur ! Anne dalan gözlerini açtı. Çocuklar uyuyor.
Mutfaktan geldi bu ses. Kadın yiyecekleri çocukları kadar koruyordu. Bazen yiyeceklere ulaşmaya çalışan fareler yüksek bir yerlerden yuvarlanıyordu. Alışmıştı kadın, kımıldamadı. Kaplar, bakliyat ve ekmek mutfak dolabının tek sağlam gözünde sağlamdaydı. Bozulması muhtemel -zaten genelde yoktu- yiyecekler komşunun dolabında duruyordu.
Kayır kuyurr ! Anne dalan gözlerini açtı. Çocuklar uyuyor.
Bu sefer İstanbul’a geldiklerinde bir eskiciden aldıkları çekyatın içindeydi bu ses. Kadının pek misafiri olmazdı bu çekyat fareleri yüzünden. Gelen de durmazdı zaten. Kadın kımıldamadı, fareden kurtulmaya çalışırken çocuklar uyanabilirdi çünkü. Uyuyamıyordu. Gündüz uyuduğunda yemek ya gecikiyor ya yanıyordu. Çocuklar fareler kadar çabuk acıkıyordu.
Cıırrrr! Anne bu sesi ilk defa duyuyordu. Küçük çocuk uyandı “Anne” dedi, yeniden kapandı gözleri.
Bir makara sesiydi bu. Belki başka bir şeydi. Az bir zaman sonra tahta tavanın aralıklarından sarkan kaset bantları durumu ortaya seriyordu. Farelerden biri muhtemelen bu sargıya dolanmış bağırıyordu. Ortanca çocuk gözlerini açtı. Kapadı tekrar. Sonra diğer ikisi birbirine dönük yatıyorlardı. Aynı anda açtılar gözlerini. Aynı anda kapadılar tekrar. Fare sustu. Anne çocuklarının ayakları ucuna düştü…
Artık dayanamayan kadın bütün seslere rağmen uyudu. Fareler durumu anlayıp aşağıya indiler. Aslında onların istediği ne çocukların kulaklarıydı ne de kadın ile oynanan oyundu. Her biri çocukların etrafına dağıldı. Farelerden ikisi küçük çocuğun başına gitti. Rüyasında gördüğü topu kemirmeye başladılar. Üç tanesi ortancaların yanına gitti. Çocukların bisikleti ile gezinmeye başladılar. Büyük çocuğun henüz şekillendiremediği enstrumanını kemirmeye başladılar. Bir yanı ile davul, telli yapısı ile bağlama, kanun, tambur ve hatta yaylı çalgıların bir kaçının yerine kullanılabiliyordu. Fareler işlerini bitirip anneyle hiç uğraşmadan deliklerine çekildiler. Anne rüyasında fareleri görüyordu.
Related Posts
TÜNEL
Ağabeyime Ah; bu sabah, bu sabah!Bu esen gece renginde.Ağaçların arasını açıyor gökyüzüyle.Gözlerim yerinde sayıyor. Yemekler kısık ateşte,Ekmek taşın…
ZEVAL
Yırtık bir nehir akıyorDelik taslarda insan yüzleriSu yarası değil buÜç adım sema, üç adım cehennem Ay kırış kırışDüğmeleri…
Şairim Demek Kolay Mı
İlkokul sıralarındayken hemen herkesin karşına çıkan bir soru vardır? Büyüyünce ne olacaksın? Bu soruya verilen cevaplar arasında pek…
Dr. Faust’u Aklamak
Büyük bir hediye paketi kondu sessizce çocuğun önüne. Paket, anne ve babasının bedenlerinin yarısını kapatsa da gülen yüzlerini…