Her geçen gün yeryüzünde bir bataklık halinde vaveylaların kulağımızı tırmaladığı bir dünya portresi göz önüne seriliyor. Bu iç karartıcı portreler arasında bizleri umutlandıran olgular yok değil. Bu olgulardan insana yaşamı boyunca canlı ve diri olarak refâkatçi olan şiirdir. Şiirin geri plana atıldığı şu zaman diliminde, şiiri savunma adına ne yapılabilir diye bir soru geliyor aklımıza. Savunmak veyahut korumak da desek uygun olur. Şair şiiri nasıl korumalı ve niye korumalı? Acı içinde kıvranan çocuğunu yerden niye kaldırmalı ve onu bağrına neden bastığını sorabilir miyiz bir anneye? Şaire de bu açıdan bakmamız ne kadar doğru olur bilemeyeceğim ama bana en anlamlı gelen budur. Şair âdeta şiire sarılır, kendini o eşsiz satırlarda bulur. O satırlar içinde şiir tarafından korunduğunu hisseder ve en emin yerin orası olduğunu fark eder. Bu anlamda şiir ve şair birbirlerine hayat üflerler. Her nefeste yeni bir şeyler çıkar ortaya. Yeni satırlar, yeni fikirler ve en önemlisi insanın kendisi çıkar ortaya. Şair ontolojisini şiiri ile ifa eder.
İnsanlığın şiire olan ilgisi her dönemde var olmuştur ve olacaktır da. Şiir insanı farklı boyutlara sürükler. Kelimelere verilen enfes anlamlar sayesinde inanılmaz bir güç şiirin derinliklerinde saklanır. Şiirin öyle bir gücü vardır ki hiçbir anlam ifade etmeyen bir şeyi dahi çok cazip bir halde sunabilir. İşte bu estetiği şair kelimelere yükleyerek, bilgileri şiirlere enfes şekilde yerleştirir. Ancak bugün toplumda popülarite için şiiri âdeta zavallı bir oyuncağa çevirenler de yok değil. Facebook, twitter vb. ortamlarda niteliksiz bir biçimde şiir diye tabir edilen satırlar dolaşmakta. Bir nevi insanların ya da şair gibi davrananların mı demeliydik acaba, kendi egolarını tatmin etmek için şiiri alet ettikleri bir ortamdan bahsediyoruz. Biz bunlara karşı şiiri her ne kadar savunsak da bunlar elbette olacak. Ne yapalım tezatların bütünlüğü olan yeryüzünde kötüler de olsun ki iyileri seçebilelim niyetiyle bakalım hiç olmazsa bu olaya.
Bu hengâme içinde şiirin savunulması, buna şiirin namusunun kurtarılması diyeceğim, ehemmiyeti son derece önem arz eden bir konudur. İngiliz lirik şiirinin en önemli temsilerinden Percy Bysshe Shelley’in “Şiirin Bir Savunması” adlı kitabı da tam olarak bu noktaya parmak basmaktadır. Tercümesini Bünyamin Kasap’ın yaptığı kitap hakkında biraz genel bilgi vermekte fayda mülahaza ediyorum. Şiirin bir savunmasına geçilmeden önce Joseph Baker’ın iki makalesi okuyucuya sunulmuş. Kitabın bir bölümünde Shelley; “şair olamayan bir kısım insanlar dönemlerinin yozlaşmasının sessizliği içinde algılanırlar,” der. Bu kişileri günümüz dünyasında çok rahat bir şekilde görmekteyiz. Erotizmi, hakareti ve buna benzer ahlak dışılıkları şiirin estetiği içine koyarak topluma sunmakta bir hayli ısrar etmekteler. Ancak bu tip kişilerin eğer takdir edilecekse tek yönleri vardır, o da bu uğurda uğraşıp didinmeleridir. Kitapta değinilen Shakespeare’in Hamlet’inde; “balık yemek isteyen fakat ayaklarını ıslatmaktan korkan zavallı kedi gibi isteği korkuya köle” ediyoruz sözü de tam bu noktada manidardır. İnsan yaşamında çok istediği bir şeye sahip olmak isteyecek fakat buna ulaşırken korkacak. Bu noktada o ortamda başarıdan söz etmek veya isteğe ulaşmak mümkün olmasa gerek. Şiiri de bu açıdan ele alırsak, daha doğrusu şairin bu yöndeki çabaları ön plana çıkmaktadır. Ortada bir meydan bulunur ve bu meydan boş bırakılırsa elbet biri buraya kurulacak ve imparatorluğunu oraya kuracaktır. İşte bu manada meydanın egoizm tutkunlarına bırakılmaması ve şiiri savunucu bir rol üstlenilmesi adına büyük bir yükün altına girme sorumluluğunu üstlenecek şairler lazımdır. Elbette bu tarz şairler mevcuttur ancak sayıları ne kadar yeterlidir diye düşünmek gereklidir.
Related Posts
İki Çöl Arasında
Mekke çöllerinde koşturan çocuğu gördünüz mü? Çıplak ayakları sarı alevlere dokundukça yanıyor. Beyaz entarisi fırtınada dalgalanan bir ateşkes…
ZEVAL
Yırtık bir nehir akıyorDelik taslarda insan yüzleriSu yarası değil buÜç adım sema, üç adım cehennem Ay kırış kırışDüğmeleri…
Karamelli Dondurma
Heyecanla kumun üzerine şekiller çiziyor, karmaşık işlemin sonucunu arıyordu. Yaklaştığımda biraz tanıdık geldi. Alnındaki çizgiler uzamış, kaşlarının üstüne…
O Ruh Kanatlarını Üstümde Çırptı
Üstü iri çivilerle süslü büyük kapının kanatlarını bütün gücümle ittiğimde etrafa boğuk bir gıcırtı yayıldı. İçerisi öyle karanlıktı…